14 Mart 2015 Cumartesi

KIŞ UYKUSUNU Sevmeyen Bizden Değildir

   


     Söze nereden başlasam bilemiyorum benim açımdan böylesine bir çarpıcı bir film çekileceğini açıkçası hiç tahmin etmezdim .Hayatın benimle bir oyunu varmış gibi tam da ne nasıl nerede olcaktır diye kendime sorarken bir anda önüme benim yıllar sonraki halimi çıkarıverdi .Hayat mı çıkardı ?Hayır tabiki.. Bir NURİ BİLGE CEYLAN klasiği diyorum ben ona ; Bir Zamanlar Anadolu'da filmden de beni aynı bu şekilde yıkıp geçmişti . Ortak o kadar çok şey buluyorum ki filmlerini izlerken "işte diyorum ben de çekseydim aynen böyle çekerdim bunu derdim şunu yapardım. " Karakterleri her filmde farklı olsa da sözleri replikleri , "Ben Nuri Bilge'nin elinden çıktım " diye bağırıyor .196 dakikalık film bitmesin istiyor insan ister istemez , Senaryo , kurgu , oyuncunların performansı , replikleri , oyuncuların seçimi her şey her şeyiyle bir bütün ne eksik ne fazla o kadar yalın o kadar derin ki  kimi yerde güldürüyor kimi yer de düşündürüyor , evet gülüyorum filmlerinde çünkü bu kadar da olmaz diyorum ister istemez bu kadarını da düşünmüş olamaz benim hayatımı öncesinde yaşamış ihtimali mi var diye soruyorum. Hiçbir zaman değişmeyecek olan bir ortak yönümüz zaten var o kesin ama insanın yazdığı karakterler bu kadar mı uyar seçtiği müzikler bu kadar mı denk gelir , şaşırıyorum ve gülümsüyorum  Filmi izlerken  adeta insanı film içine alıyor  onlar tartışıyorken kendinizi bir hakem olarak buluveriyorsunuz "aa bak burada Aydın haklı " " yok yok aslında Necla haklı" derken film bitiyor sonra benim gibi kime anlatsam ne desem herkes izlemeli izlemeyen kalmamalı diye bir koşuşturma başlıyor :)
İzlemeyen okuyucum var mı bilmiyorum ama sevgili okuyucu bak burdan diyorum sana "İzle" , izle yahu o kadar saçma sapan izlediğin filmlerin arasında biraz film zevkin yerine gelsin , film nasıl çekilirmiş gör bakalım bi :)
O kadar övdün neden diye sorabilirsiniz , palme d'or aldığından ya da diğer ödülleri aldığından değil ( aldığı bütün ödülleri sonuna kadar hak ediyor o ayrı ) kesinlikle değil eğer dünyanın en kötü filmi budur deseler en yine dimdik durup hayır N.Bilge bir diğerini yapana kadar en iyisi bu derim .Derim çünkü bence sinemada kişiyi etkileyen asıl önemli şey  kendisinden bir şeyler bulabilmesidir. Asıl o zaman kalıcı bir etkileyiciliğe sahip olur yoksa yoğun bir dram veyahut komedi gelip geçici kişiyi anlık o kadar etkilemekten öteye geçemez .Benim Allah'ımm ne harika diyaloglar dediğim bir filmde bir başkası ne sıkıcı diyaloglar diyebilir bu onların bakış açısıdır hayata karşı duruşlarıdır , bu filmde de  üç farklı karakterin hayata duruşlarını açık bir şekilde görüyoruz , üç farklı karakter üç ayrı dünya tek bir mekan , herkesin eşit olmadığı bu dünyada yaşamayan çalışan iki farklı kesim  , sıradan bir emeklilik hayatının sıkıcı bir dille anlatımından öte bir toplumun genel geçer kabullenişlerini anlatmış insanın içindeki gerçek kişiyle yüzleşmesini ,insanların birbiriyle yüzleşmesini görüyoruz

****DİKKAT Spoiler************************************************

Bir filme başlamadan önce eğer ki sevdiğim bildiğim yönetmense film hakkında hiçbir şey bilmek istemem ne konusunu ne oyuncularının isimlerini salt ilmi izlerken öğrenmek isterim böyle düşünenler olabileceği için şimdiden uyarımı yapayım ,

Film de üç ana karakter ve iki farklı dünya var .Aydın , Necla, Nihal arasındaki tartışmaları izlerken insan kendisini sorguluyor Aydın ve diğer ya oyuncular arasındaki diyalogları izlerken de  insan çevresini yaşadığı bu Dünya'yı sorguluyor.
Ben filmde kim ne eleştiri getirirse getirsin Aydın karakterini kendime yakın hatta aynı hissettim açık olmak gerek ,bütün iyi ve kötü yönleriyle benziyor muyum evet. Kaldı ki Aydın karakterinin ben çokta bencil olduğunu düşünmüyorum ,zaten izlediğinizde göreceksiniz , herkes tutturmuş bir bencilliktir gidiyor ama anlamıyorlar ki o onun hayatı ve nasıl mutlu olacaksa öyle yaşıyor. "Benim evim kitaplarımın olduğu bu küçük oda neresiyse orasıdır" diyor .Bu replik aslında özetliyor ama çoğu herkes gerçek hayatta okduğu gibi yüzeysel yaftalarını yapıştıtıyor ,"bencil ve kibirli" öyle olduğunu düşünmüyorum ya da eğer bencillik ve kibirlilik buysa yazının en başında söylediğim gibi benim de sonum böyle olacak demektir .Adamın iyi bir eğitim almış olması yurt dışında bulunmuş ,  yüksek gelirli bir aktör olarak doğmuş olması onun suçu mu ? Basit bir düşünce olduğunu düşünebilirsiniz ama şu var bu bir çeşit hesaplaşmadır , çalışan bir yerlere gelen insanlarla onu çekemeyen (bknz karısı nihal ) insanlar arasındaki çekişmedir. Onun çalışıp didinerek bi yerlere gelmiş olması onun kibrini , bencilliğini göstermez, kibir SADECE onu çekemeyenlerin ona taktıkları bir sıfattan öteye gidemez .Toplumdaki diğer insanların hoşlandığı toplantıları sevmiyor olması onu kibirli değil farklı yapar , yalnız yapar yalnızlığını hissedince arkaya dönüp baktığında ise görebildiği tek şey yanında olmasını istediği insanlar çoktan onu kibirli olarak yaftalamış , çekilmez adam ilan etmişl olduğudur  .Halbuki tek sorunları ortak olmayan zevkler ve ulaşılamamış bütün hayallerin o kişi tarafından ulaşılmış olmasından başka bir şey değildir.
Neysee , Onun dışında nefis bir Yılkı atı sahnesi var ki sormayın kimisi bu sahneyi bir metafor olarak görmüş Aydın karakterinin ne kadar güçlü olduğunu göstermek istemesi gibisinden yorumlamış falan ama ben pek katılmıyorum bu düşünceye belki de dediğim gibi kendime benzettiğim için bir yere koydum bu karakteri ve o yüzden objektif olamıyor olabilirim  bilmiyorum .Tabi bunda filmin sonlarına doğru Yılkı atını serbest bırakmasını da etkisi yok değil. Her ne kadar bir tavşan katili olsa da karakterin aslında güç göstermekten öte dışardaki diğer insanlarla arasındaki uyumu yakalamaya çalışması olarak görmek gerekli , Tavşanı öldürme sahnesini de N.Bilge o kadar iyi anlatmış ki bir ayağında çizmesi diğerinde yalın ayak elinde tüfeği .. Sonrasında tavşanın can çekişmesi .. Anlatılır gibi değil izleyin
Haluk Bilginer'in oyunculuğu  da  enfes , bir an Aydın mı Haluk ,Haluk mu Aydın bilemiyorsunuz . Özellikle Necla ile Aydın'ın hesaplaştıkları sahne bir harika  iki kere izlenecek başa sarıp sarıp izlenecek bir sahne olmuş .

Nihal karakterinden nefret ettim açık ve net .Melisa Sözen harika oynamış ona kesinlikle bir sözüm yok senaryo muhteşem yazmış ama benimkisi oynadığı karakterle ilgili , (demiştim ya ben bu filmi içselleştirdim dolayısıyla tamamen objektif bir eleştiri yapamıyorum ama gerekte yok  neticesinde sinema eleştirmeni değilim ) maalesef günlük yaşantımızda da böyle şükürsüzler , memnuniyetsizler bi dolu .. Benim Aydın gibi bir eşim olacak dünyanın en mutlu insanı olurum , filmde yaş farkı olduğundan dolayı değil dese de bence bu sevimsiz halleri ondan kaynaklı .Bir de şu soruyu sormadan edemiyorum N.Bilge ile eşi arasında da bu kadar yaş farkı var acaba , ikisi arasındaki sorunların bir yansıması olmuş  bir esinlenme olmuş olabilir mi ,yoksa sonunda yazdığı gibi sadece  Çehov'un hikayelerinin sonucu mu demeliyiz ? Ama cidden izlerken onu hissediyorsunuz bir romannın akıcılığı var üstünde

Necla karakterine gelirsek , ah Demet Akbağ ne kadar doğal oynamış ne kadar içtendi o haraketleri falan ,kardeş ilişkileri bu kadar mı güzel anlatılır. Kesinlikle doğru tespitler yapılmış kardeşler birbirine benzemez doğru nasıl benzesin iki farklı insanın birleşiminden meydana gelen iki insanın aynı olmasına imkan yoktur . Biri filmdeki gibi emeklisi gelmesine rağmen hala çalışıp didinen diğeri ise çoktan hayattan ümidi bitmiş bir insan iki zıt karakter abartılmadan o muhteşem diyaloglarla çok iyi anlatılmış .Hele Aydın ile hesaplaşmalarında bir bölüm vardı ,Necla canın çok sıkıldığını söylemesi üzerine Aydın "hayatta hiç bir zaman canım sıkılmadı , canım sıkılacak kadar lüks bir hayatım hiçbir zaman olmadı" demişti  o nasıl bir repliktir arkadaş , o kadar doğru ki benim de hayatta hiçbir zamana canım sıkılmadı ,sıkılacağa da benzemiyor keşke günler 28 saat olsa ..diye hep düşünürüm. 

Yan karakterlere gelirsek , ben zaten bir Nejat işler hayranıyımdır , bu filmde küçük bir rol olsa da üzerine tam denk gelmiş , bir an o şarapçı  psikopat  ama bir o kadar da gururlu babanın tanıdık içimizden birini olduğunu hissettim ,Hamdi Hoca'nın o ezikliğini evine icra gelmiş herkeste aynısını tıpkısını görebilirsiniz elbette oyuncuların harikalığıın yanı sıra N.Bilge ve ekibinin etkisi çok fazla  , küçük ayrıntılar o ayndan yansımalaı konuşmalar , evin bakımsızlığı , yine evin içinde yanan sobanın ateşi , çaydanlığın eskiliğine kadar her şey aceleye getirilmeden tasarlanıp çekilmişti hani Rus klasiklerinde sayfalarca dolusu bir kişi betimlenir ya aynı o  etkiyi film boyunca hissediyorsunuz . Gerek N.Bilge'nin bakış açısı gerekse Fotoğrafçılık yönüyle harika işler başarmışlar 
Yine yan karakterlerden olan Aydın'nın arkadaşı Suavi'nin bir repliği vardı ki  çoğu zaman ben de böyle hissederim sizinle paylaşamadan geçmeyeyim eminim siz de zaman zaman böyle hissediyorsunuzdur ;


"Bak mesela ben, küçükken şu çiftliğin bahçesinde oynarken... sanki sonsuza kadar öyle annemlerle babamlarla yaşayıp gidecekmişim gibi gelirdi. Hani nerde? Bazen düşünüyorum da ne oldu, ne zaman oldu da bu ev böyle boşaldı? O anasının kuzusu ufaklık ne zaman böyle yapayalnız, sarhoş bir adam olarak böyle kalakaldı. " 
....

Biliyorum çok uzattım ama daha söyleyecek konuşulacak o kadar çok yer var ki 196 dakikanın her dakikası dolu dolu olan bu film , zamanı , insan ilişkilerini , karakterimizi , toplumumuzu daha bir çok şeyi düşündürecek o kadar çok obje  var ki filmde okunabilirliği açısından şimdilik burada kesiyorum ,ama ama durun Nuri Bilge Ceylan'nın eşi Ebru Ceylan'nı da anmamak olmaz onun da filmde çok emeği geçtiğini düşünüyorum zira film içinde sanki bir  fotoğraf albümünü seyrediyormuşunuz izlemine her an kapılabilirsiniz .Kapodokya'nın  o gizemini ve doğallığıyla birlikte gerçekci bir film olmuş filmin sonunda Kapodokya ya gitmeyenlerin içinde bir an önce  oraya gidip canlı olarak görme isteği doğacaktır :)  

Son olarak film'de de geçen Shakespeare 'in şu sözünü paylaşmak istiyorum 

"Vicdan genelde korkakların sevdiği bir sözcüktür. Ve öncelikle güçlüleri dehşete salmaya yarar.''

Ne kadar da doğru .. bu repliğin geçtiği sahne bir çki masasıydı  ne kadar da gerçekçiydi belki de gerçekten çakır keyiftiler kimbilir :) 

Filmde yer alan  Schubert ( O'nu da ayrı bir severim :) )   Piano Sonata in A major parçası da sade ama derin olan bu filme oldukça ayrı bir hava katmış 




6 yorum:

  1. gelcem bu yazıya gene. bu yönetmene sempatim yok ama evet bu filmi çok iyimiş izlemedim ben de daha okuycam yineee :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İzleyip geeel bence sempatin oluşur yaa neden yok kii :)

      Sil
    2. ay filmleri sıkıcı de mi senceeee :)

      Sil
    3. Şimdi sıkıcı değil dersem genelleme yapmış olurum üç maymunu zorlayarak bitirmiştim :) ama şöyle son yapımlarına baktığımızda artık bişeylerin oturduğunu görüyoruz özellikle son iki filminde 3 saatin nasıl geçtiğini anlamadım

      Sil
  2. Geçen sene izlemiştim.Temposu, konusu kadar ağır, ama dolu dolu bir filmdi gerçekten.. her bir sahneden sonra replikleri yinelemek istiyor insan..Kardeş akraba ve çevre ile iletişim çok güzel sorgulanıyor.Sosyal statü farklılıklarının, duygu- düşünce aktarımının başarılı olduğu bir film.Gerçek şu; at ve tavşanlı sahneler insanın içine derinden işliyor,sorgulamanın karesini yapıyorsun o an ..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yani sonuç olarak beğendin sen de di miii :))

      Sil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...