5 Mart 2015 Perşembe

Yüzyıllık Yalnızlık Ve Bir Küçük Anı


Bugün oldukça paylaşımcı günümdeyim bu sebepten ötürü başımdan geçen bir olayı anlatmak istedim ya da bunu anlattığımdan ötürü paylaşımcıyım bilemedim şimdi :)

Yine sırt çantamı yollara düştüğüm zamanlardan biriydi ,dönüş yolu için otogara gitmiş ama bilet bulamayınca 2-3 saat sonrası için bir bilet almış beklemeye koyulmuştum  , taktım kulaklığı insanları izlemeye başladım böyle zamanlarda boş boş durup  insanları izlemek bana keyif veriyor sanki zamanı durdurabilen zamanın dışından bakan biriymişim hissi veriyor , orada herkes bir yerlere yetişme çabasıyla oradan oraya koştururken ben yalnızca kulağımda duymak istediğim müziğim çevreden soyut bir şekilde etrafı seyrediyorum bundan huzurlusu olabilir mi diye düşünüyorken yolculuğun vazgeçilmezi muhteşem Türk teyzesi yanımda beliriverdi, önce saat sordu sonra nereye gideceğimi nereli olduğumu şunu bunu derken ne müzik ziyafeti kaldı ne de gözlem zevki ( buradan globalleşen dünya insanı bireyselleştiriyor bak ne güzel teyze sosyalleşmiş seninle diyen arkadaşlara selam , sosyalleşmek buysa yalnızlığımda boğulayım) teyze durmuyor konuşuyor da konuşuyor  iki cümlesi arasında  durma anını yakalayıp konuşmayı sonlandırma amacıyla hemen kitabıma sarılıyorum teyzem bir süre susuyor gelen giden otobüslere falan bakıyor neyse ki tam o anda kurtarıcım olan başka bir teyze oturuyor yanımıza başlıyor tekrardan aynı sorular nerelisin nereye gidiyorsun şöyle mi öyle mi , teyzesinin damadının kardeşiyle hemşehri olma durumları falan filan derken iyice ortam iyice sohbet ortamına dönüştüğünü anlayınca diyorum burda bana huzur yok kalk sen , ama nereye kalkayım daha 2 saatim var , diyorum güzel ülkemin bu güzel otogarında mutlaka bir kitapçı vardır bi dolaşayım şansıma cidden iki tane kitapçı varmış çoğunluğu üniversite öğrencilerin çalıştığı bu ufak büfemsi dükkana girip  kaç zamandır ertelediğim  Gabriel Garcia Marquez 'in kitabı olan Yüzyıllık Yalnızlık var mı diye soruyorum  gelen cevap ise " hayır iki yüzyıllık yalnızlık var onu verelim olmaz mı " oluyor , bu gereksiz laubalilik canı sıktığı için tezgahtaki kitapları şöyle bir göz gezdirip  çıkıyorum dükkandan ( bir yandan da aklıma Issız Adam filmindeki o sahne geliyor hiç böyle saçmalıklar olmamıştı diye düşündüğümü hatırlıyorum ) arkamdan bir ses   " arkadaşım için özür dilerim isterseniz size dışardaki sergiden yardım edeyim"  demişti ben haliyle şaşırmıştım ( demek ki hala kibar insanlar varmış )  tabi olur ben de oraya gidiyordum dedim , sergiye geldik  o kitap hakkında bu kitap hakkında konuşurken yüzyıllık yalnızlığı falan unuttum hatta yalnızlığı unuttum bi anlık bile olsa aynı dilden konuştuğun insanlardan biriyle sohbet etmenin insana taze kan pompaladığının farkına vardım , otobüs biletimi sordu daha vakit var dedim o zaman bir çay içeriz dedi , belli ki o da aynı dili konuşmak isteyen yalnızlardan biriydi ,(yüzyıllık yalnızlık kitabında olmalıydı bir keramet filmde de öyle olmamış mıydı .. )



Yüzyıllık yalnızlık yalnızlığınızı unutturur evet gerçekten okuyan bilir kitap esnasında her şeyden uzaklaşır o ailenin bir parçası olursunuz kaçıncı nesilden geldiğinizi umursamadan siz de artık bir Buendialardan biri olursunuz neyse neyse anımızdan uzaklaşmayalım :) tanımadığım bir insanla çay içme fikri pek doğru gelmediği için kibarca reddetmeyi düşündüm tam o sırada telefonum çaldı konuşurken bir de baktım ki çaylar çoktan gelmiş karşımdaki bana çaylar geldii diyor  telefonu kapatınca biraz kendimizden konuşuyoruz felsefe okuyormuş cep harçlığı için orada çalışıyormuş aslında başka bir bölümde okumak istemiş ama denemiş olmamış falan filan tabi arada müşteriler de geldi hatta bazılarıyla ben de ilgilendim eğlenceli iş aslında ama diğer her iş gibi ticari yanı yok değil bir kadın geldi adını bile hatırlamadığım yolda okuyabilmek için ince bir kitap istedi ,felsefeci bir kitap önerdi kadın da bu kitabı aldı sonra bi baktım kitap bildiğin tekerleme kitabı , 17 yaşında tek aşkın kendi yaşadığı aşk olduğuna inanan tek ve en büyük acının aşk acısı olduğunu kabüllenmiş baba parasıyla yayınlatılan bir kitap , niye önerdin o zaman kadına diye sormadan edemedim , hatayla almışlar kitabı geri iade etmek isteyince de yayın evi kabul etmemiş mecbur elllerinde kalmasın diye birer ikişer satıyorlarmış , pek hoşlanmamıştım bu durumdan bir şeyin içine ticaret girince sanki büyüsü bozuluyor gibi geliyor , kitaptan bir kaç yazı okudu felsefeci bana cidden korkunç bir o kadar komik yazılar , şiirimsi dizeler vardı güldük eğlendik derken yolculuk saatim geldi ,tekrar görüşmek istediğini söylese de daha yüzyıllık yalnızlığı okumadan içimdeki gizli buendia ruhu bunun tatlı bir yol hatırası olarak kalması gerektiğini söyledi ve ben de öyle yaptım şimdiler de hala o otogarda kitap satar mı bilmiyorum bu blogu okuma ihtimali olduğunu da sanmıyorum  ama yine de teşekkür etmek isterim ..

Hayat tekrarı olmayan bir film gibi yaşadığımız anı güzelleştirmekte sıradanlaştırmakta kendi elimizde, şimdilerde festival filmlerinde bolca rastladığımız tek bir obje üzerinde sabit kalarak yapılan  uzun uzun çekimler gibi ne izleyici anlıyor yönetmenin demek istediğini ne de yönetmen tam olarak kafasındakileri anlatabiliyor izleyiciye, ben de öyleyim ne çevremdekilere anlatabiliyorum ne çevremdekileri anlayabiliyorum ama yine de devam ediyorum rutin hayatıma aynı dilden konuşabildiğim insanların renk katabilme ihtimalini düşünerek  devam ediyorum 

Gabriel Garcia Marquez geçen sene aramızdan ayrıldı keşke böylesine güzel insanları hayatımızda biraz daha fazla tutabilsek diyorum bazen , bazen de güzel şeyler mevsiminde olduğu sürece güzeldir diyorum bazen de her mevsim güzel olan şeyler de vardır ama diyorum herkese göre değişir cevabı ..

Hafta sonu yine ufak bir seyahat düşüncem var , gidebilirsem anı kutuma bir yenisi daha ekleyebilme şansım olacak  bakalımm hayat nereye götürecek benii :) 




Lily Allen - Somewhere Only  we known (and just we know language )

Dileyene post rock ' ımızda var :) 

65daysofstatic - Radio protector

veyahut


                                                  Balmorhea - The Winter  

11 yorum:

  1. çok güzel bir anı ve baştan sona çok güzel bir yazı büssürü yerinde de çok sırıtttım yaaaa. hayat ne güzel de mi yaa :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. hem de ne güzeeel ! süprizlerle dolu bu hayata aşığım been :)
      sizin gibi bir üstadın yazımı beğenmesii ne mutluuu :P

      Sil
    2. :) üstad sana benzer :)

      Sil
  2. Henüz çok fazla yazını okuma fırsatım olmadı ama ilginç bir şekilde her birinde kendimden bazı kısımlar buluyorum. Mesela; "böyle zamanlarda boş boş durup insanları izlemek bana keyif veriyor sanki zamanı durdurabilen zamanın dışından bakan biriymişim hissi veriyor , orada herkes bir yerlere yetişme çabasıyla oradan oraya koştururken ben yalnızca kulağımda duymak istediğim müziğim çevreden soyut bir şekilde etrafı seyrediyorum bundan huzurlusu olabilir mi". Bu düşünceye o kadar çok kapılırım ki :) Hatta bir üst derecesi; kulaklığımı takıp işlek bir caddede yürür, etrafımdan geçenlere bakarım. Sanki ben duruyorum da onlar akıp geçiyorlarmış gibisinden. Ayrıca şu paragrafın da altını çizdim: "Hayat tekrarı olmayan bir film gibi".

    Daha yazacak çok lafım var yazına dair de yazı kadar yorum olmaz di mi :D Burada keseyim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. hımmm evet onu da yaparım bak ama her yerde olmuyor deliymişim gözüyle bakıyorlar :) ne mutluu ortak şeyler bulabilmekk , senin de yazılarını en kısa sürede bekliyorum

      Sil
  3. ama son yazıma bi bak olar mııı :)

    YanıtlaSil
  4. balmorhea da pek severim bak lily dee radyoluyu da dinliycam :)

    YanıtlaSil
  5. aa evet sen de post rock seviyodun di mii :)) hatta post rock yazı yazacaktınn unuttum sanmaaa

    YanıtlaSil
  6. Ah Marquez.. Çok severdim. Kitap okuma alışkanlığımı ona borçluyum desem yeridir valla.

    YY'ı kitap meydan okumasında " aileyi hatırlatan kitap" olarak nitelendirmiştim. Demek ki bu konuda benim gibi düşünenler varmış, sevindim :)

    Post rock sevmeme rağmen fazla yeni grupları takip edemiyorum ne yazık ki :/ Savages baya iyi ama.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ciddi misin :) ben daha çok muzaffer izgü aziz nesin ökkeş serisine falan borçluyum:D yani alışkanlık küçüklükten gelme demek istiyorum
      Grupları ben de takip etmiyorum , pek edilebilir de durmuyor aslında zira yeni gelişen bir rock türü ve müzisyenler bile kendi içinde çelişebiliyorlar post rock yapmamalarına rağmen post rock yaptıklarını sanıyorlar , yani bi bakıyosun indie rock 'ı post rock albüm yaptık diye dinletebiliyorlar , karışık :)

      Sil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...