26 Ağustos 2015 Çarşamba

Dünya - Para -İnsan kısaca HAYAT


Bir tarafta maksimum 5 liralık masrafı olan yemeği 20-30  liraya yemek için hangisi yiyeceğini seçemeyenler  diğer tarafta tuvalet bekçiliği yapan adamın tuvalet kapısının önünde peynir ekmekle karnını doyurmaya çalışması .


Evet tüm haftasonu kaçamağımın tüm bir özeti işte bu yukarıdaki paragraf .Adalet denilen şey bu dünyaya teğet geçmiş bunu her seferinde ısrarla gözümün önüne sokuyor kader .Ben hep bir neden ararım hayatta bir şey olduysa onun muhakak bir nedeni bir sonucu olacağına inanırım ama bu şekilde bir ekonomik uçurumun sebebini kimse bana açıklayamaz .Ve ben böylesine derin bir uçurum varken tüm olanlara gözlerimi kapatamam . Ne yaparım hiçbir fikrim yok şimdilik pasif kalıyorum ama bu uçurum gittikçe derinleşiyor . İster fazla hassas deyin ister gereksiz yere takıldığımı düşünün ama ben başta bahsettiğim o ikili görüntüyü yaşadığım gece yemek falan yiyemedim . O adam diğer azınlık kesimin bir sofrada harcadığı parayı kazanabilmek için bütün gün orada bekliyor . Diğer paralı kesimse sırF vakti zamanında olması gerektiği yerde oldukları için o günkü şanslarının verdiği ekmeği yiyorlar yani  çalışmadan babalarının yada babalarının babalarının kazandığı parayı çalışmadan harcıyorlar .Veyahut gereksiz işlerden gereksiz yere fazla para alıyorlar.

 Para anlayışım çok farklı benim öyle ki yeri gelip ne yaptım ki ben bu parayı kazanacak çok saçma diye kendi kendime bile kızabiliyorum. Arkadaşlarım sen 10 bin kazansan bile bin lirasıyla  geçinirsin  diyorlar doğrudur eğer ben bin lirayla geçinebiliyorsam (ki geçinebilmem gerekir bu ülkede bin lirayla milyonlarca aile geçiniyor )kalan parayı harcamak için fuzuli harcamalar yapmamalıyım .


Ne yapın Sokakta  "lüks" restorantlara giderken gördüğünüz o elinde simit kuru kuru yemeye çalışan  henüz çalışma yaşını bile doldurmamış sigortasız çocuk işçilere ısmarlayın bir yemeğinizi ,emin olun o yemeğin size vereceği zevkten daha fazlasını hissedeceksiniz o çocuğun gözlerinde ..


Bir de geçen günlerde kanımı durduracak derecede korkunç bir şey öğrendim ben hep bu lüks yerlerdeki bu pahalılığı kullanılan malzemelerin kalitesinden kaynaklandığını düşünürdüm, ne denli iyimsermişim , halbuki asıl sebep onların tabirleriyle "varoş" kesimin o tür yerlere gelmesini engellemekmiş . Düşünebiliyor musunuz ,  21. yüzyılda hak eşitlik özgürlük naralarının atıldığı bir ortamda hayatın temel taşı olan yemek konusunda bile insanlar birbirinden ayrılıyor , ayrımcılık hat safhada !


Dünya adalet bir yer değil , belki de varoluşumuzun asıl nedeni budur adaletli bir hale getirmek , mümkün olmasa da eğer insan kendi kişisel egolarından kurtulup kendi hayatında diğer insanlara da yer verirse ,ve dahası  empati kurabilirse daha yaşanılabilir bir dünya olacağına eminim..*Belki Bir GÜN*



(*Örneklerimi yemek üzerinden veriyorum çünkü tüm insanlığın birleştiği tek nokta yemek. )

19 Ağustos 2015 Çarşamba

GY!BE! GELİYOOOOOR



Başlığıma bakın ne yazmışım inanabiliyor musunuzzzz dünyaca ünlü post rock grubumu GODSPEED YOU!BLACK EMPEROR! Buraya Türkiye'ye geliyor , uzun araştırmalarım sonucunda öğrendiğime göre ilke gelişleri umarım son olmaz zira çok yüksel ihtimal bu kadar sevinmiş olsam bile ben bu konsere gidemeyeceğim :( 17 Kasım  İstanbulda Zorlu Center psm'de sahne alacaklar ve benim Kasım ayı oldukça dolu aslında başka zaman olsa elbette zaman ayırabilirim ama hem Kasım hem de hafta içi yaa Salı günü konser mi olurmuş :'(  Pazartesi sendromun dibindeyken Salı günü yavaş yavaş çıkayım dersin ve Salı günü sizi bu alemden başka bir aleme götürecek gybe konserine gidersin muhteşem olurdu .. gidebilseydim .. neyse çıkmadık candan ümit kesilmez belki giderim ben de şimdilik  ne olur olmaz gidebilecek olan varsa diye şimdiden duyurayım bir de şöyle ufak bir sıkıntı var   henüz kesin değil yani kesin ama bence kesin :)  ilk olarak Zihin'den duydum sonraaa    şu sitede yer alan  bilgiye göre konser takvimde yer aldığını gördüm ama onun dışında  Şimdilik   net bir konser ilanı çıkmadı  ama bence kesin gelirler gelecekler hissediyorum :)

GY!BE! de neymiş ki yaa diyenler için


10 Ağustos 2015 Pazartesi

Büyüklere Masallar 7*)




Bir kadın geçti uçuşan eteğine baktı sonra bir çocuk elindeki dondurmasına bir adam kendisinden büyük koli taşıyordu koliye baktı bir kedi hapşurdu çöpe baktı. Elindeki çayın sıcaklığı hisseti şeker koymadığını farketti o kadar canlıydı ki hayat bir televizyonu izlemekten ibaretti.Bir saniye gözünü ayırsa geçen çocuğun elideki tableti göremeyecekti şekeri attı çaya bakmadan karıştırdı gözünü yoldan ayırmamalıydı . Gözünü kestirdiklerine hoşgeldin kimilerine buyrun ,parasızlara kötü kötü bakmalıydı tiksinerek senin paran yok değil masalarımdan birine oturmak önünden bile geçmemelisin demeliydi .
Çayından bir yudum aldı siren sesiyle irkildi ağzı yanmıştı umursamadı siren sesinin nerden geldiğini merak  ediyordu baktı baktı , sonra biraz daha dikkatli baktı anlayamadı çayını bir ayağı kısa masanın üstüne koydu elleri ceplerinde sokağın başına doğru yürüdü karşıdaki bakkal yusufta geldi onunla berber çırağı hüsnü de hep birlikte elleri ceplerinde sokağın başına yürüdüler çığlıklar barışmalar yükseldi siren sesi sustu belli ki bir kavga vardı keşke çayını da alsaydı soğuyacaktı o masanın üstünde gerçi o zaman ellerini ceplerine sokamazdı ellerini ceplerine sokmazsa olayı da seyredemezdi bu bir gelenekti çünkü.  Bir olay olur olayın yakınındaki esnaf doluşur hepsinin de elleri ceplerinde suratlarında,  olmaz bir böyle şey ifadesi olay mahalinde bir çember oluşturmaları gerekiyordu .

Sokağın başına geldiklerinde ölen ya da yaralanan olmadığını gördüler zevksiz bir seyir olacaktı iki adam tartışıyor bir yanda da kadın bağırıyordu adamlar gayet sakin kadın sinirliydi güzeldi ama bağırıyordu .Güzel kadın bağırmamalıydı bağıran hiçbir şey güzel olamazdı polisler kadını susturdu adamlar tartışmaya devam ediyordu.Zevksiz tartışma kadının susmasıyla iyice anlamsızlaştı , olayı bıraktı insanlara bakmaya devam etti. İşte sabah dükkanın önünü kapatıyorsun diye azarladığı çocuk oradaydı diğer tarafta yeni terzi dükkanı açan kadın vardı .Caminin imamı bile elinde sigarası gelmişti oraya nerden duymuştu ki  hem öğle vakti girmeye az kaldı belki de yalnızca geçerken uğramıştı işlek yoldu burası bu yüzden dükkan açmıştı zaten babası küçükken sen okumazsın sana bir dükkan açalım diye öncesinde karar vermişti  ona kalsa okumak isterdi elbet gerçi okusa ne olacak al işte okudukça insanların birbirine tahammülü kalmıyor .

Kadın tekrar bağırmaya başladı , polis memuru anlaşmaları için ısrar ediyordu kadınsa çığırtkanlıkta  ısrarcı .. Okusaydı eğer böyle bir kadınla evlenebilirdi iyi ki okumamış karısını seviyordu işini seviyordu  dükkanını , komşu esnafları seviyordu .
Olay gittikçe sıkıcı olmaya başlamıştı izlemeyi bıraktı bir sigara yaktı dükkanına geri döndü , çayı koyduğu yerde yoktu çaycı götürmüş olmalıydı hemen çırağına seslendi , "bir çay kap gel olum bakayım" .Sigara çaysız , çay sigarasız olmazdı . Böyleydi işte hayatı ritüelleri vardı hayatı ritüellerine göre yaşacaksın yoksa zorlaşır zevksizleşir en başta öğrenmişti bunu neden diye sormadan , öyle olması gerekiyordu çünkü eller cepte olayı izlemeli sigarayı çayla içmeli, yaz oldu mu dükkanın önünü mesken bellemeliydi . Ritüellere uymalıydı .O da bir ritüeldi .


8 Ağustos 2015 Cumartesi

Müzik Hayatın Rengidir :)

Öhümm öhümmm ses bir - iki denemeeee  ! Hazır mıyızz arkadaşlar ,ilk konser yazımı yazicimm şimdik :)) Ben hazırım siz de hazırsınızdır diyerek başlıyorum.

Yine bir internet gezintisi anında bir festival ilanı gördüm hemen zıpladım tabi "ALİVE OPEN AİR" Adı da pek güzelmiş deyip kimler gelecek diye araştırmaya başladım vee bir baktım geçen senelerde gidemediğim diye üzüldüğüm , depresif gecelerimin can yoldaşı "ANATHEMA" festivalin ilk günü sahne alacakmış . Hemen bir heyecan sardı beni , planlar planlar üstüne şöyle mi yapsak böyle mi yapsak nasıl yapsakta gitsek  konser hafta içi olduğu için bizim için sıkıntı oldu biraz ama neyse ki bir yolunu bulduk biletimizi aldık ve konse günün gelmesini bekledik 
Neysem o gün geldi çattı , işten geç çıkmama otobüsün gelmemesine ve gök yarılmışcasına yağan yağmura aldırmadan konsere gitmeye çabaladık 3-4 vesayet  değiştirdik ve sonunda gece 22 sularında ancak festival alanına varabildik , başladı mı başlamadı mı derken bir gariplik  sezmedik değil alanda yer bulur muyuz diye düşünen biz bir baktık toplasan bin kişi etmeyecek bir çoğunluk dedim Anathema geliyor tamam bizim yaşıtlar gelmesin ama bu memleketin ergenleri de mi yok herkesler demetçi mi oldu acaba diye düşünedurayım bir yandan sahneyi arıyoruz , herkes ayrı bir yerlerde sahne adına ufukta bir şey gördük ama "festival alanı KAranlık" tam seçemiyoruz .Neyse bir iki tur attık derken saat oldu 22.30 hala hiçbir müzik yok insanlar sanki mevlüde gelmiş gibi yemek yiyip oturuyorlar sessiz konuşuyorlar gülen bile yok .O derece ben hala diyorum ki bunlar anathema konserine geleceğiz diye erkenden moda girmişler herhalde falan diye amaaa  sonra acı gerçeği öğrendik.Yoğun yağış ve fırtına sonrasında tüm amfiler patlamış ve sahnedeki tüm ekipmanlarda teknik arıza meydana gelmiş o yüzden kurulan sahne kullanılamaz hale gelmiş Biz daha da bir meraklandık diyoruz sahne yok nasıl yapacaklar falan , neyse festival alanın bir tarafında insanlar kümelenmeye başladı. Baktık yanında yemek yapıyorlar fasulyedir , köftedir falan yemek sırası olduğunu düşündük (haliyle) gel zaman git zaman saat 23.00 oldu veee acı gerçek!
İnsanların beklemeye başladık alan yemek için değil ANATHEMA içinmiş ! Bir yanda köfte ekmek satılan çadır diğer yanda hiçbir sahne düzeneği olmayan başka bir ÇADIR ! Bildiğiniz çadır .

Dünyaca ünlü 25 yıldır bütün kara günlerimizin dostu İngiliz grup Anathema bir çadırda konser verecek .

Çadır da şu oluyor evet yanındaki köfte ekmek çadırı öndekiler de armut , neyin kafasını yaşıyorlarsa bir kaç armut atmışlar kimisi oturdu ..

Bir iki saati bulan sahne çalışmalarıyla bir şekilde konser vermeye çalıştı anathema üstüne üstelik Helsinki'den gelmişler pasaport sıkıntıları olmuş hava değişimi yüzünden grip olmuşlar öyleyken  o çadırda ses sisteminin berbatlığına aldırış göstermeden tam anlamıyla bir "iyiniyet " gösterisi yaptılar 
Yani öyle bir şey ki baterinin davulu bile yoktu , ses sitemi kaldırmaz diye sadece ufak bir düzenek koydular öyleyken (o sahneye demiyorum ) öyleyken o çadıra geldiler ve sıfır ego ile şarkılarını söylemeye başladılar onların enerjileriyle birlikte insanlar da biraz çoşmaya başladı  Her şarkıdan sonra ,teşekkürünü eksik etmediler, tam anlamıyla kendilerine yakışır şekilde hayranlarını düş kırıklığına uğratmadan şarkılarını söylediler .Geç başlamalarına  ,sahnenin olmayışına ve  ses sisteminin bozukluğuna rağmen bir saate yakın sürdü konserleri , şarkılar genelde bilindik eski albümlerindeki dünyaca ünlenmiş şarkılarıydı . Yeni albümden pek söylemediler  ama olsun söyledikleri bütün şarkıları ben çok seviyordum :) Sırasıyla ;


Buraya kadar gençler pek eşlik edemedi bunu itiraf etmek gerek :D neyseki bunu farkeden grup üyeleri öyleyse eskilerden devam etmek gerek deyip başladılar damardan çalmaya herkeste böyle bir mutluluk karışımı hüzün bir sigara yakmaya başlamalar falan öyle ilginç bir atmosferde ilginç bir konser :)

Flying 
Bu üçlü yok mu bu üçlü , hani gözünüzden uyku akarda da , bir nescafe 3'ü 1 arada içersiniz uyumamak için öylesine bir etkisi var işte ne kadar mutluysam da bu muhteşem 3'lüyü dinleyeyim benim ayarlar bir bozulur hemen öyle bir 3'ü 1 arada türü işte .. 

Tabiki kapanışı one last goodbye ile yaptı :) Sanırım ben de olsam öyle yapardım .


Benim için unutulmaz bir konser oldu ,  çünkü benim için anathema çok özeldir ve öyle de kalacak , bu konserle de yerinin sabitlemiş oldu umarım seneye tekrar gelir ve ben tekrar gidebilirim fazlasıyla hak ediyorlar .Gerçi uzun bir süre tekrar gelirler mi bilemiyorum onlar için de unutulmaz bir konser oldu tek farkı onların ki  olumsuz anlamında bir unutulmazlık 


4 Ağustos 2015 Salı

Dans La Maison OUR Dans La Vie

Gündelik hayatın karmaşında   insan yazacaklarını bile unutuyor nasıl unutmasın yaşamayı bile unutuyor rutine takılıyor kalıyor   bazen ya da unutmuyor ama erteliyor mesela benim şuan aklıma gelen   ama ertelediğim Yann Tiersen yazım gibi bir de ne zamandır   François Ozon 'nun " Dans La Maison" filmini yazacaktım ama aklımdan çıkmış :) Zihnin blogundaki bu yazı hatırlamama sebep oldu :) Teşekkürler . 

Öncelikle bu filmde hoşuma giden ilk  şey , en sevdiğim yönetmenlerinden biri olan fransız  Jean Pierre Jeunet 'in de  bolca kullandığı anlatı dili var  üçüncü bir kişinin konuşuyormuş .  Şeklinde anlatılıyor Bir olay örgüsü var kahramanlar ve üçüncü kişi arka fonda çeşitli ihtimaller üzerinden anlatıyor bu neden bilmem filmle benim aramda bir bağlantı kurmasını sağlıyor .
Tatillerini gördükçe keşke olsaydım diye başımı duvarlara vurduğum meslek olan öğretmenlikle ile Yazar olmaya çalışan bir öğrencisi arasında geçiyor hikaye , beni hikayeye yaklaştıran şey ne yazarlığı ne de öğretmen - öğrenci ilişkisi beni filme yaklaştıran şey , filmin başında ve sonunda geçen hayata dışarıdan bakabilmektir .Bunu günlük hayatımda o kadar çok yapıyorum ki sonrasında işte öyle karamsar yazılar çıkıyor işte :D 
Bahsettiğim şey tam da bu , (özür diliyorum filmi izlemeyenlerden son sahnenin etkisi azaltmış olabilirim ) senarist  yerinde olsam o sahneye daha iddialı şeyler yazardım bana göre iddialı , benim bakış açıma göre iddialı yoksa yönetmen açısından bakıldığında gayet yerinde bir son olmuş.
Benim bakış açımdan diyorum , şöyle bazen tam şu anda biz bütün bunları yaparken  Tayland daki  işportacılık yaparak beş çocuğuyle geçinmeye çalışan insan ya da Paris 'in Montmartre tepesine çıkarkenki sokaklardaki ressamlardan biri napıyor acaba diye düşünüyorum . Hatta bu düşünce inanmayacaksınız ama yurtdışına gitme fikrimi çok tetiklemişti , yani hayat bulunduğumuz noktadan ibaret değil tamam fiziki matematiksel olarak bulunduğumuz nokta tüm bir evrenin merkezi olabilir ama felsefi açıdan bakacak olursak bizim dışımızda çok büyük bir dünya var ve biz ne yaparsak yapalım yaşadığımız şey sadece kendi hayatımızla ilgili olan kısmı sonrasına sadece dışardan senaryolar üretebileceğimiz hayal edebileceğimiz bir dışardan izleyebileceğimiz görüntülerden başka bir şey değil  .

Filme dönecek olursak filmin kahramıı olan  claude'un matematikten anlarken hayatta yaşamada  daha tecrübeli olan edebiyat hocası Germain ile olan ilişkisinde başta siz de Germain 'nin gençliğini Claude görmesi şeklinde sığ Türk dizisi yargısına kapılabilirsiniz ama film sonlarına doğru yönetmenin asıl anlatmak istediğinin farklı olduğunu anlıyorsunuz .Dahasını izleyince siz anlarsınız zaten , bir kaç yorum okudum yok zeka gerektiren yok zihni yoran filmmiş dinlemeyin onları , onlar filmi özümseyememiş tekrar izlemesi gerekenler 
François Ozon 'un belli kalıplar dışında bir yönetmen her filmini sevdiğimi her filmini izlediğimi de söylemem en son Genç ve Güzel'i beğenmemiştim mesela , duyduğuma göre şimdi yeni filmi de girmiş vizyona konusu bende merak uyandırdı bakalım bu denli derin düşüncelere sürükleyecek mi :) 

Film de diğer etkileyen nokta tabiki fransız filmi olması  o fransızcanın güzelliği aksanı falan , bir film fransızsa bende  bir puan artıyla başlıyor Fransızlara hayran değilim ama fransızca çok hoşuma gidiyor hatta kursa gitmek bile planlarım arasında , fransız kültür iyi diyorlar fransızca için bilemiyorum henüz planlar arasında .


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...