27 Aralık 2015 Pazar

2015'in SON Pazarı

2015'in son pazarındayız.

Hayat her sene herkese yeni  şeyler öğretiyor . Ben bu sene Sabretmeyi öğrendim. Peki ya siz ?

2015'in son pazarındayız .

Sonları pek sevmem aslında ama bu sefer güzel olacağa benziyor 2016 netice de umut olmadan yaşanmaz ve ben 2016 'nın 2015'ten daha güzel olacağına inanıyorum umut ediyorum. 

Bütün bir yıl değerlendirmesi yapmak isterdim ama inanın buna değecek bir yıl değil o yüzden bu  yıl içinde daha önce de paylaştığım ve bence yıla çok yakışan bir şarkıyla 2015 'i pazarına get out ! demek istiyorum. 





25 Aralık 2015 Cuma

The Revenant ; İntikam insanın değil, Tanrının Elindedir.




Bayadır film yazısıyla karşınızda değilim farkındayım bu suskunluğumu aslına bakılırsa star wars veya nadide hayat ile bozarım diyordum ama dün akşam beni onlardan çok daha fazla etkileyen bir film izledim  , The Revenant !

Hugh Glass adında bir adamın tek başına vahşi doğada mücadele edişini anlatan yaşanmış bir hikayeden esinlenerek yazılan romanın sinemaya uyarlanmış hali olan filmde başrolü Leonardo dicaprio ile Tom Hardy paylaşıyor yönetmeni ise özellikle geçen sene bol sükse yapan ama bir çok sinemaseverin 21 grams ve paramparça aşklar ve köpekler filmleriyle tanıdığı  Alejandro Gonzalez  innaritu var .

Mümkün olduğu kada spoiler vermeden anlatacağım zira henüz Türkiye'de vizyona girmedi bir çoklarımız izlememiş olabilir ama malesef vizyona girmeden internette düştüğü için bu vesileyle izleyebilirsiniz.

Leonardo hayranı olduğum için ben vizyona girmesini bekleyemedim ama tavsiyem girince sinema da izlemeniz yönünde zira geçtiğimiz iki sene de en iyi görüntü yönetmenliği oscar'ını kazanan Emmanuel Lubezki bu filmde harikalar yaratmış jüri birdman veya gravity 'de bu ödülü hak ettiğini düşündüyse the revenant 'ta ne yaparlar bilmiyorum ama bence üçüncü bir heykelciği kesinlikle hakediyor .

Ehh konu Oscar 'a gelmişken biriciğimiz jönümüz mikemmel oyuncu Leonardo'ya güzellemeler yazmadan edemeyeceğim . Tarafsız olarak söylüyorum bu filmde de Oscar'ı ona vermezlerse daha da akademi ödülleri falan dinlemem hiçbirini izlemem. Zaten geçen senelerde  hakkının yendiğini düşünüyorum bu sene de vermezlerse , dikkat edin alamazsa değil vermezlerse diyorum , kasıtlı bir durum olduğunu düşünmeye başlayacağım hatta başlayacağız eminim bu filmi izledikten sonra bir çok sinemasever böyle düşünecektir .

Madem tarafsızca diyorsun Neden almalı oscarı diye sorarsanız ;

Leonardo  öylesine inandırıcı oynamış ki çiğ et yediğini sahnelerde kendisinin vegan olduğunu bile unutmuş dahası kışın zor şartlarında çekilen filmde hipodermi hastalığına yakalanma tehlikesini bile göze alıp filme devam etmiş öyle ki 15-20 kadar set işçisinin bu şartlarda çalışamayız dediği bir ortam düşünün ( zaten filmi izlediğinizde o kış o soğuğu o kadar çok hissedeceksiniz ki üstünüze bir battaniye alıpta izlemenizde fayda var :) )


Sonrasında ayıyla olan bir sahne var ki  , vahşi doğa ile savaş ancak bu şekilde anlatılabilirdi. Nefesinizi tutarak izleyeceğinize eminim nasıl çekim yapılmış bununla ilgili araştırma yaptım ama doyurucu bir cevap alamadım sadece bir kaç safsatadan ibaret yok aslında saldırı değil de  ayı leo 'ya tecavüz etmişte bilmem neymiş neyseki Fox stüdyoları bu saçmalıkları yalanlayıp bu saçmalıkların  filmi gölgelemesine izin vermemişler 
O sahneyi çekmeden önce Leonardo 100 ayrı ayı saldırısı sahnesi izlemiş doğruluk payı çok yüksek zira sahne bilgisayar üzerinde yapılmayacak kadar gerçekçi , gerçek olmayacak kadar korkunçtu . 
Evet beklentiyi gerektiği kadar yükseltiğime göre artık ayı sahnesini geçebilirim . :D 

Kimi izleyici leo 'ya oscar'ı kazandırmak için yapılmış bir film demiş ama bu filmi öyle kısaca yorumlamak affedersiniz ama aptallıktan öteye gidemez sen git 150 dakikalık bir film için zor şartlarda 6 ay boyunca çalış tek amacı bu olsun . Kabul edilemez . Diğer filmleri izlemedim henüz o yüzden Oscar 'ı bu filmle kesin alır diyemem ama alması gerektiğini düşünüyorum .
Hatta Bence Leo  da öyle düşünüyor olmalı ki filmin en sonunda öyle bir bakış atmış ki jüri 'ye çiğ et yedik ölü atın içine girdik ayı bile tepti daha ne yapayım arkadaş oscar için der gibiyidi :P 

Film elbetteki Leo ve ayı sahnesinden ibaret değil bir kere değinmemiz gereken her ne kadar gerçekte yaşanan olay 1970 lerde olsa da film 1900 'lerin başında yerli kızılderlililer ile kendilerince medeniyet getirdiklerini sanan sömürgeci Avrupa insanı arasındaki çarpık ilişkiyi çok net bir şekilde anlatmış . Özellikle filmdeki kızılderili faktörünün verdiği etki çok hoşuma gitti ne fazla  boğucu ne de hafif kalmış bence dozajındaydı  

Özellikle Leo 'ya yerlilerden biri olan eşi tarafından söylenilen şu dizeler ona sürekli mücadele etmesi gerektiğini film boyunca hatırlatıcı olması bakımından güzeldi 

" fırtına varken bir ağacın önünde duruyorsan
dallarına baktığında düşeceğine yemin edebilirsin
ama gövdesine baktığında ne kadar sağlam olduğunu görürsün  "

Yine  filmin başında Leo 'nun oğlu Hawk 'a söylediği şu söz  filmin unutulmazları arasında girdi, 
"Onlar seni anlamazlar evlat yüzünün rengine bakarlar "
(Ne acıdır ki hala durum bundan ibaret ..

Daha fazla bu tür kızılderili bir bilge der ki moduna bağlayabilirlerdi bence film bunu kaldırırdı ama yönetmen gerek duymamış sanırım zira film yeteri kadar aksiyonlu ve uzundu .

Müzikler çok fazla ön planda değildi aslında biraz country müzik fena olmazdı ama büyüsü kaçırma tehlikesini sanıyorum göze alamadı arkada hafif bir müzikle işi kotarmaya çalışmışlar .

Görüntü yönetmeni açısından zaten yukarıda yeteri kadar güzelleme yaptım bir kısmı Kanada 'da bir kısmı Arjantinde çekilmiş ve kesinlikle doğanın o güzelliğini çok iyi yansıtmışlar 





Tom hardy'den bahsetmem gerektiğinin farkındayım ama o kadar pislik bir roldeydi ki hiç anlatasım yok bi dahakine daha dikkatli olsun bu kadar gerçekçi oynamasın . 

Hiç mi eleştiri getirilemez tabiki getirilir bir kere bence biraz fazla uzundu belki bu bu yüzden senaryo da boşluklar vardı mantık boşlukları ama onları görmezden gelebiliriz ..

Son olarak spoiler olmasın ama O  at sahnesi kimin fikriydi diye sorup fragmanı paylaşmak istiyorum.


Not : Bu tür gerçek hikaye Meraklısına ; http://onedio.com/haber/olume-meydan-okuyan-22-insan-110975


  EK :

Unutkanlıkta son noktayım , söylemem gerekli iki şeyi unutmuşum bahsetmezsem olmaz ; 

Çok fazla  gerçekçi olduğunu yukarıda yeteri kadar bahsettim ama bir uyarı yapmayı unuttum. Neticede film bir avcılık hikayesinden doğduğu için çocuklarla izlenilmesini doğru bulmadığım vahşet görüntüleri var umarım yaş sınırlaması getirilerek vizyona girer.

Bir diğer husus hatta eleştirdiğim konu ; filmin başında veya sonunda "herhangi bir hayvana zarar verilmemiştir " gibi bir uyarı görmedim umarım verilmeden çekilmiştir böylesine avcılığı vahşi doğayı anlatan bir filmde böyle bir uyarı gerekliydi.

 




23 Aralık 2015 Çarşamba

Mutluluk Beklentisi ; Papatya & Orkide

Bir süredir twitter'ımı takip edenlerin farkedeceği üzere hafif şiddetli kendi çapında depresif hallerdeyim pek hayat felsefeme uygun olmayan bu davranışların sorumlusu ben miyim değilim bana aşkta kaybeden kumarda kazanır sözünü söyleyenler bunun sorumlusudur. İnsan ister istemez kumarda kazanacağını sanıyor .Bir beklenti içine giriyor meğersem işin aslı öyle değilmiş aşkta kaybeden tabiki kumarda da kaybediyormuş ,Kumar falan diyorum kumar işin metaforu ben ki milli piyango bileti almam matematikte olasılık konularında hiç iyi değildim belki ondan bilmiyorum şansız ben şans oyunlarında hiç işim olmaz neyse konuya geri dönecek olursak aslında işin suçlusu varsa o da her zaman kişinin kendisidir bu düşüncemin her daim arkasındayım zira bir insana siz hasta olduğunu söylerseneiz o kişi hasta değilse bile hasta olur eğer bir kişi depresyonda olduğunu kabul ederse depresyonda değilse bile depresyona girer insanoğlunun psikolojik durumuyla ilgili bir çok araştırma yapılmış ve doğrudan hayattaki durumuyla arasında bağlantı olduğu kanıtlanmış dolayısıyla eğer depresifseniz mutlu olmak için bir çaba göstermediğiniz içindir bu hayat öyle bir düzen içine kurulu ki çaba harcamadan hiçbir şey yapamazsınız düşünmek için bile çaba harcamanız gerekiyor daha ne .

O yüzden aklımda onca yazı yazma fikri varken öncelikli olarak mutlu edici bir hobimden bahsedip hem de biraz sizi bilgilendirmek için burdayım .

Eğer kendinizi mutsuz hissediyorsanız bir yerde bir şeyler eksik demektir ki bu yüksek ihtimal sevgisizlik merkezli farklı görünümlerde bir mutsuzluktur. Sevgi her şeyin çözümü diye söylemiştim gerek insan gerek hayvan gerekse bitki sevgisidir. Bugün insanı hayvanı boşverin hazır blogumun tasarımını yenilemişken yeni bir konu olan  bitkilere doğru yelken açalım :) 

Çiçek sevmeyen insan yoktur (belki bir iki alerjisi olan sevmiyorum diyebilir ama ne kadr inandırıcıdır bilinmez , kaldı ki  alerji bir sevginin önüne geçiyorsa bırakın siz yaşamayı ben asla bir alerjinin bir şeyi sevmeyi engelleyeceğini kabul edemem ... ) Düşünsenize hem çok güzeller hem de çok zararsız daha ne ister ki insanoğlu .. 

Herkesin kendine göre sevdiği çiçek türü vardır bir çok kızımızın da sevdiği üzere benim gözdem ; "Papatyalar"

Küçük yaşta başladı bu sevgim ama şanslıyım ki sevdiğin bir şeye zarar vermemem gerektiğini de erken yaşlarda öğrendim bir keresinde boyum kadar papatyaları koparmıştım bir kucak dolusu amaç anneyi mutlu etmek tabiki , kopardığım bir gün öyle durdular ikinci gün biraz solar gibi oldular üçüncü gün bir baktım hepsi solmuş renkleri değişmiş çok üzüldüğümü hatırlıyorum ama öyle böyle değil kimse bana o zamana kadar çiçekleri koparmamı söylememiş olsa gerek ki büyük bir hayal kırıklığı hissettiğimi hatırlıyorum o günmüş milat, sonrasında  koparamaz oldum çiçekleri elbette bir iki istemsiz (konu bitkiler olunca böyle de saçma bir olay var hepimizde istemsiz koparılan ot ve çiçekler ) kopardığım oluyordur abartmayayım ama öyle gideyim bir buket yapayım dediğim olmadı asla ve dahası okula başladığımda bile o ilköğretim zamanlarında öğretmenlerime hep canlı saksıda çiçekler verdim  arkadaşlarım anlamazdı o zaman belki hala anlamıyorlardır estetik durduğunu düşünmüyorlardır ama tam tersi ben de yapay bir çiçeğin veya dalından kopmuş olan ölü bir çiçeğin estetik durduğuna inanmıyorum. 

Ama tabiki böyle bir düşünceye sahip olmam onlardan faydalanmalıyım gibi bir sonuca götürmesin gerektiğinde elbette kullanmalıyız mesela konu papatyalardan açılmışken papatya çayı nefis bir sakinleştirici uyku getiricidir. Siyah çayın yeri her daim ben de ayrı olsa da uykuyu gecenin karanlığında mumla arayan bünyeme papatya çayı  birebir geliyor 


Eğer uykusuzluk  çekerseniz hemen bir fincan papatya çayı yada çarkıfelek çiçeği veya melisa çayı için sizi rahatlatacaktır . Hem de yapmak için öyle çok çiçek koparmanıza gerek yok önümüz bahar bir avuç çiçek koparıp kurutsanız  bile size yeterli gelecektir yok uğraşmam ya da benim gibi öyle koparamam diyorsanız doğadanın poşet papatya çayları var öneririm :) 
Sonracığımaa faydaları bitmez kii bitkilerin mesela papatya çayı saç rengini açıyor , benim ihtiyacım olduğu söylemez ama çayını yaptıktan sonra özellikle bayan arkadaşlarım kalan posasıyla tekrar kaynatıp bir iki damla limon suyu da koyarak  saç renklerini açabilirler 

Neyse neyse mahalle Aktarlarına  dönmeden önce yetişiridiğim çiçeklerimden bahsetmek istiyorum. Bizim evde her çiçeğin bir adı vardır mesela bir ara kocaman bir saksıda yine papatya büyütüyordum adı charlie idi charlie adında bir giyim dükkanın poşetinde taşıyıp eve getirdiğim için ona bu adı koymuştum sonrasında diğer çiçeklerin adını da getiren kişinin adıyla seslenmeye başladık evet biraz komik oluyor , düşünsene gürbüz dayıyı içeriye alayım bari soğukta üşümesin falan diyorum :D 

Amaaa bir tanesi var ki o benim gözbebeğim öyle ki ona isim bile veremedim üç yıldır birlikteliğimiz sürüyor bilen bilir Orkidelerin bakımı çok zordur , çocuk gibi ilgilenmen gerekir ama çiçeğini açtığında karşılığını fazlasıyla alırsın .. 


Bu paylaşacağım fotoğraflar geçen senenin zira şuan kendileri uyumakla meşguller bahara doğru hava kökleri ve çiçek dalı çıkıyor sonrasında tomurcuklanmaya başlıyor ve son olaraak 

Merhaba dünyaa ! 

Orkide toprakta yetişmez veya diğer çiçekler gibi normal bir saksıda yetişmez özel bir saksı vardır ve çam kabuklarının içinde büyür ne güneş ne de bir gübre ister aslında tek istediği biraz sevgidir.

Dünyadaki tüm çiçeklerin anası sıfatına sahip olan bu özel çiçeğe sevgi gösterirseniz  benimki gibi yıllarca yoldaşınız olabilir .. Unutmayın  İnsanlar terkeder hayvanlar gidebilir ama bitkiler siz onları sevdikçe sizinle birlikte büyürler .. 





18 Aralık 2015 Cuma

Biraz daha Hayvan Olun


Bir ölü köpek gördüm ona ağladım sonra bir kuş sonra da bir solucan ölmüş ona üzüldüm nedense insanlar zeka seviyesine göre üzülüyor ölümler de  ya da boyuta göre mi desem niye bir karıncanın öldüğüne üzülmeyiz de bir atın öldüğüne üzülürüz bir şeyin çok olması onu daha kolay kaybedebileceğimiz anlamına mı gelir ? Duygusal bağ kısmını bir kenara bırakıyorum elbette duygusal bağ kurulan ne olursa olsun onun ölmesi üzer insanı mesela bir hikaye vardır uzun yıllar hücre hapsinde kalan bir adamın tek arkadaşı bir pireymiş yıllar boyu yalnız onunla konuşabilmiş onunla dostluk kurabilmiş cezası bittiği gün de biricik dostuna bütün yıllar birlikte oldukları için içki ısmarlamak istemiş bi bara yere gitmişler içkileri söylemiş sonrasında garsonu çağırmış tek amacı tek dostu pireyi garsonla tanıştırmakmış garson gelmiş adam pireyi tam takdim edeceği an garson atılmış ve çok özür dilerim efendim bu pire nasıl buraya geldi hiç bilmiyorum deyip bir basışta öldürmüş..

Bilir  misiniz ben hiçbir hayvanı öldüremem eğer eve istemediğim bir böcek geldiyse uçabilen bi türse öldürmek yerine pencereden aşağıya atarım uçamıyorsa pencerenin kenarına , ama bazen uçan böcekler içinde korkarım bilmeden bir suç işleyip onu öldürmekten korkarım uçan bir tür olması onun uçabileceği anlamına gelmez ki ben mesela cani insangillerden geliyorum bu benim cani olduğumu göstermez ki . İstemediğim böcek diye özellikle dedim evet bazıları sıkıntı yaratmıyor görmezden gelebiliyorum sadece çok fazla dikkatli olmam çoğu insanın görmediği o şeyleri benim görmüş olmam beni cani yapmamalı .

Ben böyle düşünürken insan denen zavallıların öldürmeyi spor olarak yapmasına hiç anlam veremiyorum hatta anlamı bi kenara bırak miğdemi bulandırıyorlar çevremde avcı olmakla övünen aptallar vardı niye böyle bir şey yaptıklarını sorduğum da onların yaratılış amaçları ne ki niye öldürmeyeyim dedi .Korkunç bir cevaptı ! Sanki kendi yaratılış nedenini biliyormuşçasına hayvanın yaratılış nedeni sorguluyor hatta bununla kalmayıp hayvanların sadece insanlar için yaratıldığını ima ediyordu . Hangi ara bu kadar bencil olduk .Tüm doğanın insanlar için yaratıldığı gibi yanlış bir düşünceye ne ara kapıldık  hayvan kelimesini hakaret sayan bizler sadece yaşamını sürdürebilmek için öldüren hayvanların yanında elleri kanlı birer  cani olduk hayvan olamadık ..

Bir film izlemiştim adını hatırlamıyorum saçma bir bilimkurguydu ama vermek istediği mesaj çok yerindeydi doğanın dönüp dolaşıp bir gün bizden imtikamını alacağını bu gerçekle yüzleşmemiz gerektiğini söylüyordu . Bu gerçekle ne zaman yüzleşiriz bilmiyorum ama o vakit geldiğinde hiçbir şey yapmadan sadece oturup izlemek istiyorum, çünkü biz adaletli dünyanın adaletsiz insanları olarak bunu çoktan hak ettik.

11 Aralık 2015 Cuma

Küçük Mutluluklar dünyası >> Postcrossing

Ben küçükken yılbaşı olduğunda kartpostal tezgahları kurulurdu , hep birilerine göndermek istedim ama öyle yurt dışında yaşayan bir akrabam olmadığı için sadece bakmakla yetinirdim . İlerleyen dönem de bu kartpostal sevdam mektup sevdasına dönüştü ama sadece yakın arkadaşlarıma yönelik bir mektup arkadaşlığıydı o bile beni yeteri kadar mutlu ediyordu, ama üniversiteye geldiğimizde çevremde ne mektupla uğraşacak kadar vakti olan vardı ne de kartpostalları ilgi çekici bulan .. ilginç yanı  kimse mektuplaşmak istemiyordu ama herkes mektup gönderilsin istiyordu. Bunu bildiğim bir iki arkadaş için Ben de bir süre size mektup yazacağım şöyle yazacağım böyle yazacağım diye   ümitlendirip bir A4 kağıdına yazıyla "mektup" yazıvermiştim :D Dalga geçmek olarak anlaşılsa da benimkisi bir nevi kendi kendime intikam almaktı :P Onlar da anlamış olsa gerek yurtdışına gittiğimde fazladan aldığım kartpostalların hiçbiri kalmadı . Belki de sadece yurtdışından olduğu için bilmiyorum ama emin olduğum bir şey   artık herkes mektup kartpostal  gibi nostaljik şeylere gereksiz gözüyle bakıyor halbuki bence  duyguların unutulduğu bu dönemlerde lazım en çok .. 

Tam da yeni yıl  yaklaşmış bunları düşünürken dün , dolunay suratın (yeni adıyla new girl) bloğunda şu yazıyla karşılaştım  . Postcrossing'i bilmeyenler buraya demiş beni çağırmış :) Böyle bir oluşumdan haberim yoktu hemen yazısını okudum ,ekşi baktım bir kaç blog gezdim bu sevimli hoş uygulamanın bir parçası olmaya karar verdim . Siz de isterseniz  hemencik bi yazısında uğrayın derim 

Adres ve isim verme anlamında güvenilik konusunda hala daha endişeli düşüncelerim olsa da posta kutusunda reklam dışında şeylerle dolduğunu görmek oldukça mutluluk verici olacak ve sırf bu yüzden bu oluşuma katılacağımı düşünüyorum. Yılbaşı gelmeden çabuk olun siz de katılınn yeni yıla  dünyanın bir ucundan hiç bilmediğiniz kimselerle onların kartlarıyla dahası  küçük mutluluklarla girinnn :) 

https://www.postcrossing.com/

ayrıca benim gibi posta kartlarını sevenlerin için hoşuna gideceği , insanda bir an önce ben de göndereyim de  bana da gelsin düşüncesine kapılacağı örnek posta kartlarının linkii 
http://postcrosstheuniverse.tumblr.com/

Sizlerle kartpostallarımın bir ikisiyle paylaşmak isterdim ama malesef yeterli vaktim yok şimdilik bu görseller anca..  :)) 

Düşünsenize bu ülkelerin birinden size de bir gün kart gelebilir çok hoş olmaz mı :) 

(caaaanım Floransamdan esintiler :) ) 









7 Aralık 2015 Pazartesi

Sinema Deyince Akla ne Gelir ki


İnsanlarımızın özellikle de gençlerimizin sinema deyince ne geliyor ilk akıllarına sormak anket yapmak lazım ama bundan önce geçen günlerde sinemaya gittiğimde gördüğüm "trajikomik"  uyarılar içeren fotoğrafları paylaşmak istiyorum.

                    Gittiğim yerin adı ben de saklı kalsın ama genelde  üniversitelilerin takıldığı ufak salonlardan oluşan bir sinemaydı sebep bu mu bilinmez adam çaresiz kalmış olsa gerek ya da toplum olarak fazla mı tutucuyuz nasıl düşüneceğimi bile bilemedim..






Bir de öncesinde aşağıya görebileceğiniz gibi kapıya da bir uyarı asılmış yetmemiş ayrı bir uyarı daha yapma gereği duymuşlar . 



Çalışanlara bildiripte onlar  ne yapacaklar acaba işte bunlar ırz düşmanları deyip deşifre mi edecekler yoksa oturup doğum kontrolü hakkında bilgi mi verecekler :P 

Haftanız trajisisi az komikliği bol geçsin :) 
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...