25 Nisan 2017 Salı

Korna Çalma TOMA ; anKARA

    Bir gün bu ülkeden gidersem özler miyim acaba diye düşünmeye başladım bu kötü bir  düşünce daha önce olmayan bir düşünce özleyeceğim kesin olan bir düşünce ama asıl soru nasıl bir evrimleşme geçirdim de bu düşünceye saplanıp kaldım bilmiyorum bilmediğim diğer çoğu şey gibi ,Haftasonu Ankaradaydım   bana ciddi anlamda soğuk davrandıAnkara  caaanımm Egem diye koşa koşa geri döndüm ege bir b'aşk'a kim ne derse desin dün bu saattlerde kat kat giyinmiş bir vaziyette  dolaşırken şuan ince bir gömlekle pencerem açık oturuyorum . Tabi sadece havası değil insanları da daha bir soğuk haklılar da tabi ben de şehrimin en işlek meydanında böyle bir TOMA görsem benim de bütün pozitif duygularımın yerini negatiflik alırdı

Ama ben ne yaptım ufo gören köylü gibi hiç takmadan klasik bir Egelinin yapacağı davranışı gösterdim bu şaheseri(!) fotoğrafladım çünkü niye yapmayayım?  
Sıradan basit bir günde sıradan basit bir yolda sıradan insanların içinde o toma 'nın işi neydi ? güvenlik için tabiki neden olmasın ama kimi kimden koruyoruz korumalı mıyız dahası ilerde çocuklarım böylesine korku dolu ve güvenliği olmayan bir ülkede şehir de mi büyümeli ?

            G ibi bir çok düşünce kapladı içimi o ara hala sağdan çekeyim dur soldan çekeyim diyordum kii TOMA 'dan korna sesi geldi , canlı olsa insana alerjisi var diyeceğim resmen insana karşı meydana gelmiş .Ne olmuş iki fotoğrafını çektiysem ? Dedim mariposa yavaştan git yoksa birazdan su da gelir zaten üşüyorsun ıslak ıslak hiç çekilmez bi koşu yönümü değiştirdim.


         Güzel şeyler de olmyor değil , yıllardır kuzenimden vermesini istediğim gitara sonunda kavuştum mesela , insanların bir çoğu bir heves müzik aleti alıyorlar, spor malzeesi ya da hayvan ediniyorlar ama merakları geçince bir kenarda eskimeye bırakıyorlar aynısı bu gitar için de geçerliydi yıllar önce kuzenim alıp bir kenara eskimeye bırakmıştı sonunda taşınırken ikna oldu da bana verdi şimdi aynı şey benim kendi gitarım için de olsun istemyorum bu yüzden birini satmak en mantıklısı hatta birini satıp elektro almak belki en mantıklısı bir şeyleri satıp başka şeyler alıyoruz ya da satmadan alıyoruz üretmeden tüketiyoruz bu pek  kabul ettiğim bir şey değil dönüşüm için karşı durduğum bir şey üretmeden tüketmek satmadan almak, bu düzen böyle işliyor malesef en çok talep edilen  devam ediyor diğerleri yok olmaya mahkum ama direniyorum bu düşünceye .(hih toma ve direnmek kelimesini aynı yazı içerisine kullandım valla kötü bir amacım yok hadi tomaya tomacık, direnmeye de azmetmek diyelim )

        John ile Yoke nun aşkının film olacakmış  Michael De Luca  da filmin yapımcılığını  üstlenecekmiş film sevgi cesaret ve aktivizm üzerineymiş,  konformist çocuklara aktivist film  bence adını bu olsun aynı zamanda filmin kısa özeti niteliği de taşır hem ;).

          Ah! Cosmos ve Away Days diye Türk müzik grupları var Türk bunlar Türk dinleyin ya da durun liste yapayım.Zaten büyük listeler sizi bekliyor çok yakında

         Hurts ün yeni single nı dinlediniz mi bence dinleyin o karamsar melankolik havadan çok haraketli aşk , şehvet ve ihtiras dolu bir şarkı olmuş klibi de öyle
(Hurts - Beautiful ones)







19 Nisan 2017 Çarşamba

🌼Bir İstanbul Seyahati 🌼 Dolapdere Bit Pazarı &İstiklal

 Binler hatta yüzbinlerce insan var toplanmışlar bir ceviz kabuğuna milyonları oluşturuyorlar her çıktığınız tepede yeni bir beliriyor önünüze her sokak başka bir sokağa açılıyor , çıkmaz sokak yasak yasaklar kural tanımıyor biri tanısa diğeri tanımıyor her yer insan her yer çöp her yer acı ve mutluluk birbirinden o kadar farklı ki bir o kadar da benzer milyonlarca insan bir kabuğun içine sığınmış sanki kaostan kaçmak isterken kendi kaoslarını yaratmış gibiler sabah erken kalkanlar akşam geç yatanlar  sevenler sevişenler yalnızlar kahve içenler içmeyenler , kimilerine veda kimlerine yeni başlangıçlar milyonlarca kişiye milyonlarca ayrım hepsinin ortak yanı sığındıkları tek bir yer burası bir kabuk ,İstanbul .

İlk defa çevrem de  gördüklerim göreceklerimin teminatı olsun istemedim bu sefer , güzel şehir istanbul aşk dolu ama belki yağmurundan hüzünlü geldi bu sefer bana , üstelik bir o kadar eğlenceli ve farklı deneyimleri yaşamışken . Çevrede esen kara çarşafın içinde yok oldu düşüncelerim ve insanların suratlarındaki çaresizlik seçim şarkılarına karıştır bu sefer .
Yazın daha bir eğlenceliydi sanki insanlar daha mutluydu belki o insanlar hala mutludur mutsuz insanların oranlarındaki artış  şehrin görüntüsünü değiştirmiştir. ya da kişi kendisi gibi görür insaları yazın daha mutluydum sanki Kimbilebilir , bilen bilir 3 milyonu kapıda. Neyse .

İstanbul iş için gittim iki üç gün kaldım ilk gittiğim gün ben de kalsın ;) ( kıps)
size önce üçüncü günü  anlatacağım ,

Bit pazarlarına merakımı biliyorsunuz daha önce bahsetmiştim  İzmir Bit Pazarı  gittiğim şehirlerde bit pazarları var mı diye özellikle araştırıyorum çoğunlukla bir şey almıyorum aslında ama  bit pazarları alışverişten öte eğlence benim için bir nevi sosyolojik seyre dalıyor gibiyim . Evinize misafir geldiğinde ayrı odanız vardır her şeyin güzeliğini ona göstermek ona vermek istersiniz hatta bu yüzden ayrı misafir odaları bile yapılır misafir baş taçı edilir  aynı şey şehirler için de vardır şehir dışında gelen insanlar için  şehrin güzel yerleri cazibe merkezi haline getirilir en güzel yerler hep turist akınlarına hazır ve nazır bir şekilde açıktır . 
Açıktır açık olmasına Ama ben  gittiğim evin yaşamını merak ediyorsam kendimi misafir değil o aileden biri hissetmek istiyorsam ne olacak ?  Misafir odasından yaşam odasına geçmek kolaydır  maksimum iki kapı bir koridor geçersiniz peki ya şehirlerde nasıldır , mutlak zengin azınlık çoğunluğun  takıldığı sözde gözde mekanlarda takılmamaktır elbette oralara da gidilmeli  ama sadece o yerlere giderek bir şehri özümseyebilmek  kolay değildir her iki yönü de görülmelidir insan gibidir şehirler keşfettikçe heyecanlanır merak edirsin , keşfettikçe seni içine çeker . Keşfetmek için ben İstanbul'un hem misafir odasına hem de yaşam odasına gitmek istedim , yaşam odası sadece bit pazarı değil tabi ki bu benim için sadece bir başlangıç ..

Şu açıklamayı da yapmalıyım yatak odasına girmem İstanbul'un saygılıyım  ( ya da korkağım mı desem ;) )


İstanbul her semtte farklı bit pazarları var , FeriKöy Bit pazarı ,Dolapdere Bit pazarı  , Maltepe Bit pazarı , Kadıköy Bit pazarı , Küçükpazar Bit pazarı  gib gibi bir çok pazar var  . ve bir çoğu bit pazarlarının vazgeçilmez günü olan pazar günü kuruluyor haliyle vakit te sınırlı olunca insan hangisine gideceğini şaşırıyor

 Ben beşiktaşta kaldığım için feriköye gitmek istedim hem bit pazarı hem antika pazarı olduğu için  fakat  yürürken aniden kendimi dolapdere bit pazarında bulduğum için feriköye gitmedim , hayatın böyle oyunlarını seviyorum . Ve her daim böyle açık kapılar bırakıyorum yaşamımda hata payı diyor terziler ben yaşam payı Diyorum.

Gelelim Dolapdere BitPazarına nasıl gidilir ? Sorusuna ilk defa istanbula gelecekler için yapmanız gereken bir alternatif yolu anlatayım öncelikle otobüsten Alibeyköy 'de inip servisleri kullanıp  herhagi bir metro durağında inip Yeni kapı istikametine   giden bir metroya bindiğinizde Osmanbey durağında inip sol taraftan yokuş aşağı sallanmak olacaktır . çok değil 5-10 yürüdüğünüzde sağ tarafta birer ikişer tezgahlar gözükmeye başlayacak başladığı anda sırt çantanızı önünüzde duracak şekilde taktıktan sonra ilk sokaktan sağa dönüp vira yelken dalıyorsunuz pazara . Çanta olayını özellikle söyledim pazarda bir tezgahta bir kadınla sohbet ederken az önce çantamı açtılar diye uyardı daha önce şu çanta açma olayı Paris te başıma gelmişti adam dibine kadar geliyor bir anda farkedince şoka  giriyorsun hoş duygular  değil  o kadınla konuştuktan sonra biz de çantalara sahip çıkmaya çalıştık yanımdaki arkadaşım anlamıyorum diyor zenginler avm de ya da lüks caddelerde takılıyor bit pazarında zaten fakirler var fakir neden fakiri soyuyor, kapitalizm deniliyor buna dedim ve kapitalizmin karşıt bit pazarında yoluma devam ettim .
Daha önce gittiklerimde bu kadar farklı gelmemişti zira bu pazarda sanırım tek türk bendim epey siyahi ve arap vardı ve satılan şeylerin çoğunluğu kitaptan öte yaşamını idame ettirme yönünde şeylerdi , ne gibi derseniz şöyle
sırasıyla neler var diye sayalım ; Bir adet not defteri , kalemler , oyuncaklar oun yanında avize  onun yanında fenet , hoparlör kablolar , kağıt bardak sol taradta pil onun yannda ayakkabı ve ayakkabının yanında hanım ağa çorbası *-* evet çorba, ayakkabıın yanında çorba satılan bir pazar , hayat dolu süprizler önünüze ne çıkaracağını bilemediğiniz bir yer, 50 krş film cdlerin satıldığı bisiklerin , tost makinelerin bolca sizin vintage diye yüzlerce lira bayıldığınız kıyafetlerin  yer aldığı bir yer

Üzülüyorum şu sağdaki  tabloyu almadığıma  her seferinde illaki böylebir pişamanlık duyuyorum soldaki ablalar da  türkiyenin siyahisi gibiydi sanki doğma büyüme buralı gibi her yönüyle türk insanı anlatılmaz yaşanır .:D


Aradaki ikinci günde ise ,yine arkadaşımla taksimdeydik onunla buluşmadan önce Gezi'ye gittim biraz dolaştım oldukça sakindi ;) daha önce gittiğimde görmediğim  belki de yeni yazılan ya da benim yeni hak verdiğim  bir duvar yazısını gördüm, duvar yazılarını  seviyorum .Virginia nın " yaşam bir rüyadır uyanmak öldürür " yazısını hatırlattı bana , aslıdna her ikisi de doğrudur. yaşam ve rüya iç içedir bu dünyada ..


Arkadaşımla buluştuktan sonra  J'adore a gittik , daha önce gitmemiştim ,altı üstü bir çikolata ne kadar iyi olabilir ki diye düşünüyordum ama kesinlikle öyle değil ilk ağza aldığınız andan itibaren bütün hücreleriniz uyarılıyor gerçekten harika bir lezzet , oranın meşhur oh la la beatrice  inden yana tercihimi kullandım meyve ve keklerin üstüne çikolata eritilmiş mükemmel bir lezzetti

Bu da o günün hatırası olsun diye çektim istiklal caddesinde inerken sağa saptığınızda panayia kilisesinin hemen bitişiğinde zaten muhtemelen dışarda sırayı görünce farkedeceksiniz ( evet sıra vardı hep oluyormuş )  içerisi küçük ama şirin fransızca şarkıları da bir o kadar güzel tadlış bir ambiası olan bir yer özellikle  o doğallığı bozmadan bugünlere getirmeleri oldukça hoşuma gitti.

Ve tabiki tüm görkemiyle  Galata Kulesi, değişmem hiçbir yere ..






...
Son olarak; Unutmayın Kaybolmadan Keşfedemezsiniz Bir Şehri

10 Nisan 2017 Pazartesi

Ayrı'k Otu

Kendime şaşırıyorum halen daha delirmemiş olmama şaşırıyorum bu dünya benlik bir yer değil bu konuda eminim ama bu dünya kime göre bilmiyorum . İnsanlar dünyanın düzeni insan davranışları kimlikleri istekleri tavırları düşünceleri her şey anlamlandırmaya çalıştığım o kadar şey var ki birçoğu yaşanılmadan biten bazısı yaşanılığ tüketilen..

Başka bir yaşanılabilir dünya var mı bilmiyorum ama Bu kadar eşitsizliğin olduğu başka bir dünyanın olmadığına eminim . Bu kadar büyük farkların içerisinde delirmeden her gün hayatın rutinleri içerisinde hayata kendini bırakabilmek mükemmel his olmalı. Bilmiyorum ben bırakamıyorum

Bir günde ; 

Etiler-dolapdere- nişantaşı- taksim - tarlabaşı- kadıköy- eminönü - beşiktaş 

Turlamanın bilançosu ağırdı. Diğer iki günü saymıyorum saysam neyse ,

Anlatacağım.

5 Nisan 2017 Çarşamba

İst > Ank

(The Irrepressibles - In This Shirt /Röyksopp Remix/ )

Perdeler açılır kapanır insanlar gelir geçer hayatlarımızdan kimisi nokta kadar yer kaplamazken kimisi bir paragraf oluverir aniden farketmeden kimisi tükenmez kalemle yazılmıştır silinmez kimisi kurşun yıllar geçtikçe ne kadar itina göstersen de silinen

Perde açılır müzik başlar dansçı kızlar  sahnenin bir ucundan bir ucuna arşınlar ortadaki figürü görmez bir çok seyirci gören gözler ise görmemezlikten gelir bir ifade bir tepki bir bakış arar çoğu zaman figüran nokta kadar yer etmez seyircinin hayatında öyledir çünkü figürandır o başroller kapılı,kapalı kapı kapılı

İnsanlığın ortak sorunu bu her şeye çok anlam yükleriz dansa müziğe insanın kendisine kapanınca perde bizim için bitecek olan bir gösteri gibidir halbuki hayatta birinin figüranı bir diğerinin baş rolü olur. Kimisi alır kalemi kendisi yazar paragrafını kimisi bekler durur bir nokta için
İyi ya da kötü perde kapanır mühim olan perde kapanmadan müzik susmadan dansçılar durmadan sahneyi görebilmek sahneyi yaşabilmektir.


Tekrara düşen her şey gibi Ankara'nın da anlatılası yanı yok size İstanbul'u anlatacağım yeniden .



*İstanbulda olan için  ben şöyle bir aktivitelere göz gezdirdim 8 Nisanda  apocalyptica ve mor ve ötesi konseri var gitmek isterseniz,
1 nisanda da the black heart procession konseri vardı gidemedim sonraa  profesyonele bilet yine bulamadım ,başka bahara kaldı

3 Nisan 2017 Pazartesi

sea on the sky

Boş bir kıyıda bekleşip duran gemiler gibi bekleşir durur yüreğimiz üç atış beş atış sonrası güvenli liman bulma umuduyla veya ümidiyle yola çıkar bütün gemiler biraz kendinden emin biraz da mağrur üç beş adım sonra .. kaçıncı kez dinlenir bir şarkı aynı plak kaç kez döner bir gramafonda bir iki üç beş sayısı unutulur gemiler hep gider plak hep çalar insanlar hep büyür bazen ölür  
gelin size bir hikaye anlatayım büyümek istemeyen bir çocuğun hikayesi veya büyüyüp de küçülmeye çalışan birinin bir şeftali bin şeftali misali farkettim ki o kadar zor değilmiş bu oyunda kazanmak biraz mağrur olmak gerekiyormuş zeytin gibi ne tatlı ne acı hafif ekşimsi ve tuzlu ama bir o kadar zevkine dem vurmalıymış 

işte gidiyor bir adam bir elinde dün aldığı plaklar diğer elinde dünden kalma ekmeğiyle sarmaştıracağı bir avuç zeytin çıkını son gemiye binip gitme bütün umudu gittiği yerde büyüme bütün umudu anlatacak yeni hikayeler lazım çünkü ona yaşlandığında söyleyeceği yeni şarkılar öğrenmeli yeni limanlara yelken açmalı açılan yelkenlilere binmeli , sigarayı bırakmalı mesela belki ıslık çalmasını öğrenmeli gittiği yerler orada kalmalı unutursam diye üzülmemeli.

Bir adam bir gemi ve denize düşen zeytin çekirdekleri  balıklara selam veren dalgalar ve geride bırakılıp denize karışan her bir köpük ..




 
(Dirty three - sea above sky below)

18 Mart 2017 Cumartesi

hayır henüz delirmedim*3


Küçük dünyalar sunar yaşam bize , birbiriyle iç içe geçmiş milyonlarca dünya bir arada yaşam ya çalışır bir komün içinde birbiriyle aynı şeye ihtiyaç duyan varlıklardan öte değiliz hepimiz sevmek ve sevilmek istiyoruz hepimizin ortak gayesi mutlu olabilmek , bir hedef veriliyor daha doğduğumuz andan itibaren o hedefin sonunda ödül olarak zevk sefa veriliyor bize  mutluluk olarak yansıyor bütün bunlar ah ne kolay küçük şeylerden mutlu olabilmek ve ne kadar zor küçük yaşamlar içerisinde sıkışık kalmışken bir ileriye gidebilmek , değişmeyen sabit değerler var birbirine benzeyen milyonlarca şey dünya bir simülasyondan ibaret buna inanıyorum elimde kanıtım yok diğer inandığım şey ise şuan ki mevcut duruma yönelik akıl yürütecek kadar zeki olamayışımız , hani diyorlar ki nesiller geçtikçe hımbıllaşıyor diye , hımbıllığını bilemem ama geçen okuduğum makaleye göre yıllar geçtikçe insanoğlunun zekası artıyor artan bu zeka malesef hala hayatı anlamlandırmaya yetmiyor , neden  fiziksel sabit rakamların ötesine çıkamıyoruz fiziksel sabit , vakit geçtikçe çürüyen meyve gibi insan beyni yıllar geçtikçe soruları içerisinde cevaplar aramaya çalışırken kokuşuyor kendi gözünde dünya olan güzelliyle etkilemeye çalışsa da sabit değişmezlerin varlığı insanın her şeyden soğumasına yeterli geliyor ,hepimiz tutsağız aslında bu dünya ne kadar milyonlarca küçük dünya olsa da  hiçbir şey yapmadan ölümü bekleyen bir insan bile olsak hayat olabildiğine çekilmezliğiyle yine gülümseyecektir. tatlı acı .. Dünyayı kötülemiyorum kimine göre cennet kimine göre cehennemdir dünya orası şahsidir ama şu bir gerçek................... 
 .
.
.
.
.
.
 ( Herkesin gerçekliği kendine burayı ben dolduramam. )

Herkese İyi hafta sonları olsun. 





Gelecek yazısına geçmiş şarkıları ekliyorum. Çünkü birinin geleceği diğerinin geçmişi olabilir..

13 Mart 2017 Pazartesi

İ'm From Aegean

( Layla - Derek and the Dominos )

Sıcak bir yaz günü en az havası kadar sıcak bir yerde doğdum , öyle çok sevmiş olmalıyım ki  uzun süreli olarak çok da fazla uzaklaşamadım bu cennetten kopma yerden buraya gelenle çoktan bilmiştir neresini kastettiğimi , tabi ki caaaağnım EGE 'mden bahsediyorum . Bazı yerler vardır abartılır aman şöyle güzel böyle ihtişamlı falan filan ama Egenin buna ihtiyaacı yok en basitinden düşünmek gerekirse , Ege bu kadar havadar olmasaydı sizce ilk çağlardan beri birçok önemli şeyin merkezi olur muydu ? Hayır hayır egen tarihine girmeyeceğim illa ki isteyen merak eden varsa vikiden öğrenebilir.

Ben daha çok işin doğasındayım özündeyim zaten doğayı çok sevmemin birinci etkeni de Ege bölgesinin o muhteşem doğasıdır ne  karadeniz gibi hırçındır ne  doğuanadolu gibi sert bölgeleri kıyasalamaya girmeyeceğim onun yerine size Egenin yağmurun Egenin dağından Egenin sofrasından bahsederim zaten  yeterince kutuplaşıyoruz artıdan benim gelip burada şu şöyledir bu böyledir demem ukalalık ötesi olur hayat bu tür şeyler için kısa kuşların uçması için uzundur ;)

Geçen hafta yine tatlı bir doğa gezisindeydim , bahar geldi ya beni tutabilene aşk olsun , hem cinslerime nazaran dükkan dükkan mağaza mağaza dolaşıp sezon sonu ürünlerini kovalamam gerekirken bu  doğa aşkı nereden geliyor bilmiyorum ama kendimi bir dağın tepesinde doğa manzarası (dikkat şehir değil) seyrederken bulduğum andaki mutluluk ve huzur başka hiçbir şey de yok kendi özüme dönmüş gibi kendi yerimi bulmuş gibi bütün o hayatı meşgul edip canımız  sıkılmasın diye uydurulan her şeyden uzakta öyle bir duygu ki bu ilk insanın da şimdikilerin de hissedebileceği yalınlıkta ve durulukta

Abartmadan yaşamalı insan olduğu gibi elindekilerle yetinmeli yetinemiyorsa da üretmeli yetirmeye çalışmalı "trekking yapacağım yea" deyip de trekking botudur trekking pantalonudur , halatı  ipi  gözlüğü vs şeyleri alıp  alıp instagram yürüyüşçülerinden olmamalı olan vardır saygı duyuyorum ama onların benim hissettiğim şeyi hissedebileceklerini sanmıyorum. Her neyse

Asıl konuya girmeden size sıradan bir Ege ailesinin yemeğini  söylemek istiyorum bağlantıyı sonrasında anlayacaksınız ,

sıradan bir akşam yemeği ;
-zeytinyağlı ıspanak yemeği
-pırasa yemeği
-kereviz salatası
-pancar turşusu
- yanında turp/roka/tere
- tatlı olarak ise  kabak tatlısı

itiraf etmeliyim ki üniversiteye kadar herkesin bu tarz beslendiğini sanıyordum :) ne zaman Anadolunun farklı bölgelerinden insanlarla tanıştım " sofradan et olmadan doymamcılar" , "makarna pilav olmadan asla diyenler "  ile o zaman aslında    farklı olanın bizler olduğunu anladım. otçul ismi anlam buldu gerçekten de doğa bizim hyatımızın merkezinde soframızda işimizde sevincimizde ve üzüntümüzde belki de buna sebep 12 ay boyunca doğa bize hiçbir zaman ne fazla serrt - soğuk ne de aşırı sıcak davranmıyor oluşundandır bu yüzden her daim sadıktı herkes her şey bitse Doğanın Ege'ye , Ege 'nin Doğaya aşkı bitmezdi belki ondan bilinmez

Biz de tüm bunları temel alarak haftasonu yürüyüşlerinden biri gerçekleştirdik hem de ölünce  doğaya bedenlerimizle ödeyeceğimiz nimetlerinden faydalanmak istedik gittiğimiz yer ormanlık dik yamaçlı  ama diğerlerine nazaran kayalık yoktu daha önce gitmiştik ama zirveyi zorlamamıştık bu sefer zirveye kadar tırmandım (M ,evet ) yanımdakiler bana nazaran daha çok nimet kısmına odaklanmışlardı 

Öyle bir şey ki bu geçireceğimiz bir kaç hafta her açıdan güzel doğa  tüm verimiyle birlikte uyanıyor , Mantarlar , Ekşimecik, sizin kuş konmaz diye bildiğiniz yerel olarak armaşık tirkenbuçuk , kedirgen , eniş diye adlandırılan mükemmel bir tadı olan otlar için bu mevsim bu havaalar tam idealdir .
İşin mantar kısmına girmek istemiyırum biraz hassas uzmanlık konusu farkındayım ben daha çok bana eriğe giriş ders 1 tadında ekşimecik ve sarmaşıklarla ilgileniyorum :)

Ekşimecik şöyle bir şey oluyor baktığınızda tereye benzetiyorsunuz ama tadı adı üstünde ekşi ve sapları kırmızı oluyor ister salatalara ister doğrudan yiyin mağrur tadı bir şahane her yörede biliniyor mu bilmiyorum o yüzden bu açıklamalaırm


Sarmaşık da böyle bir şey oluyor bol zeytinyağ ve yumurta ile kavurması yapılır yeme de yanın da yat şimdi bile canım çekti bak

Sadece bu yönü değil tabi bir yönü var ki onu değil türkiyede dünyada bile çok özel kılıyor, tarihsel anlamda bulunmaz bir geçmişi var dolayıısyla aniden karşınıza tarih eseri çıkabiliyor , hatta yerli halk o kadar alışmış ki buna günlük yaşamında eski güğüm ve taşların değerini fark etmeden duvar örenler  veya değerini bilip de   para göüzünü bürümüş tipler için tarihi eseri zarar vermek pahasına define avcılığına kalkışanların sayısı hiç de az değil , hal böyle olunca her yürüyüşt eserlere rastlayabiliyoruz aşağıda mesela tam bir mozaik olmuş ,




henüz adam akıllı bir kazı çalışması yapılmadı buralara turizm bakanı o malum sarı tabelalarından birini asmakla yetinmiş  köylüler için zeytin daha değerli olsa gerek eserin üstünde ağaç dikmişler hayır ağlamıyorum gözüme zeytin yağı kaçtı yoksa zeytin yağı değil de çam sakızı mı kaçtı kaçabilir neden olmasın böyle görüntüler olduğu sürece doğayı böylesine katlettikten sonra neden olmasın üstelik oldukça da  tehlikeli çam  sakızı  için bir tarafı kesilen ağacın hadi yaşama oranı var diyelim peki ya devrilme ihtimaline ne diyeceğiz, yorum yok .

Ellerime batan dikenlere rağmen güzeldi topraktan kaymama rağmen güzeldi dünya üzerindeki milyonlarca küçük dünyanın varlığını bana tekrardan hatırlattığı için, aslında ne denli küçük olduğumuzu anlattığı için güzeldi güzeldir  bütün insanlardan daha güzeldir hep her zaman her daim

11 Mart 2017 Cumartesi

ASMO 15/ 16/17/18/19/20

Hayat bize bahşedilmiş bir ödüldür her anı ayrı değerli ve kıymetlidir . Bundan olsa gerek olabildiğince doyasıya yaşamak yaşadığım hiçbir şeyi yarım bırakmak istemiyorum. Bu yüzden challenge devam ;)

 (J.A.D - Solar Angels)

15.     Almış olduğun en saçma teklif?
 Bir önceki iş teklifim.Öyle ki üniversite okumaya gerek bile olmayan bir iş teklifiydi kabul etmiş bir süre çalışmıştım. Makamlar unvanlar isimlerden önce gelmeli diye düşünüyorum bu teklifi kabul etmeme sebep bu fikrim 
 
16.     Kendini çok değerli hissettiğin bir an var mı?

Bu soru biraz garip çünkü bana göre bir insan önce kendini sevmeli ve değer vermeli ki başkalarını sevip değer verebilirsin birbirine bağlı parametreler bunlar
 

17.     Annenden ve babandan ne öğrendin?

Demokrasiyi . Başkalarının fikirlerine saygı duymayı


18.     Hangisi daha olası; cadı, vampir, kurt adam? Ve tabii ki neden?

Kurt adam daha olası , insanlar berbat bir mahlukat  bir köpeğin insan tarafından  tecavüzü sonrası kurt adam meydana gelmiş  ve o adamdan (yani babasından) intikam alabilmek için kendini geliştirmiş olabilir . Yahu ne hayal gücü var sen de mariposa demeyin hayal gücü değil bunlar olası gerçekler .

+18 
https://eksisozluk.com/barinaktan-kopek-sahiplenip-tecavuz-etmek--52427 (üstelik planlı)
https://eksisozluk.com/kopege-tecavuz-eden-zihniyet--280166
https://eksisozluk.com/kagithanedeki-kopek-tecavuzu--4646621
https://eksisozluk.com/izmirde-yuklu-kopege-tecavuz-rezilligi--2358039


İnsan ile hayvan farklıdır doğru. Utanıyorum böyle bir türe ait olmaktan sanıyorum insanlık ,bir önceki yaşamlarında yaptıklaırnın cezalarını çekmeleri için lanetlenmiş bir türün ceza görmesi şekli


19.     Manzarasız müthiş bir daire mi, manzaralı tek odalı bir daire mi?
Minimalist akımdan etkilenmiş biri olarak bana manzara olsun yeter , eşyalar gelip geçicidir bu dünya gibi asıl olan o güzelliklerin farkına varabilmek güzellikleri hissetmek yaşamaktır.

 
20.     Hayat sana ne öğretti?  
Bu soruya Gabriel Garcia Marquez 'in sözüyle cevaplamak istiyorum.                    
                                     " Kendini çok zorlama, en güzel şeyler onları en az beklediğinde olur."

4 Mart 2017 Cumartesi

ASMO 10/11/12/13/14

10.     En sevdiğin ve sevmediğin özelliğin?
En sevdiğim ve sevmediğim özelliğime tek bir cevap verebilirim ; unutkanlık

11.     Karşı cins karşısında en çok utandığın an?
En çok demeyeyim de yakın zamanda çok utandığım içime dert olan bir an var , gaziantep'e gitmeyi düşünüyordum (hala düşünüyorum ) oradan bir arkadaşıma mesaj attım konuştuk ettik işte sonra ben teşekkür ettim tam tamına bir ay geçti ve neden sonra o sohbeti yaptığımız gün onun doğum günü olduğu aklıma geldi , bir şey de söylemedim öyle kaldı gitti :)

12.      En maskulen/feminen yanın nedir?
Feminen fransızca da kadın demek bunun dışında zihnimde feminenliğin vücut bulduğu bir durum yok

13.     Asla cesaret edemeyeceğin bir şey?  
Söylemiştim deli cesareti var ben de bir çok şeyi yapabilirim yapamıyorsam da çekinip utanmışımdır korktuğumdan değil 
 14.     En sevdiğin fiziksel acı?
 Aşırı Rüzgarda insanın kafası sersem olur ya hani estikçe rüzgar yüzüne birisi vuruyormuş gibi olur sanki ayakların yerden her an kesilecekmiş gibi  yer çekimin varlığından şüphe edersin işte o zorlu yürüyüşü  çok severim 

 (Jane Birkin- Living in Limbo)

Sabah işe giderke bu şarkıyı dinledim ve tabiki bütün gün limbo da yaşadım siz de yaşayın , limbo neresi biliyor musunuz hangi ülke'de şehir mi kasaba mı ?  Hı ? Bahisleri alayım ?
Limbo ;  Hristiyan inancına göre isa doğmadan önce doğmuş veya vaftiz edilmeden ölmüş ve ancak herhangi bir günah işlememiş kimseler öldükten sonra bulunacakları yerdir bir nevi bekleme salonu , Beklemek ;  gövde kazanması zamanın..

26 Şubat 2017 Pazar

ASMO 5/6/7/8/9

( soft machine- land of the bag snake )

5 ) GEREKSİZ BİR YETEĞİN VAR MI ?

Her şarkıyı  ıslıkla çalabilirim .


6) HASTASI OLDUĞUN BAKKAL ÜRÜNÜ VAR MI ?

Sağlıklı beslenmeden yanayım o açıdan öyle pek hastası olduğum ürün var diyemem ama polo 'yu pek severim








7) EN SAÇMA ZEVKİN 
  
En saçma zevki olarak değil de saçma sapan bir şekilde her şeye meraklı oluşum özellikle dıy etkinliklerinde her şeyi yapabileceğimi sanmam biliyorum elbette her şeyi yapamam ama yine de üretmeden tüketmye alışmıi bu  günümüz insanları arasıda bir şeyler üretmeye çalışıyor olmam bir saçma kalsa da çabalıyorum , ne gibi derseniz

takı çıtası veya dolabı diye atlandırabileceğim bir şey yaptım böylece hiçbir birbiriyle karışmıyoor
şarj kablom ve kulaklığım da çok karışangillerdendi onları da güzel bir dizayn ile hem karışmasını hem daha dayanaklı olmasını hem de renklenmesini sağladım ( çoğunlukla deli mi bu kız niye uğraşıyor bunlarla diyebilrler )
aynı şekilde telefon kılıfıma bir kolaj çalışması yapacağım kalıplarım hazır yapması kaldı şu ara yoğunum
mesela geçen gün masamı kapladım yeni bir masa almak yerine rengini değiştirmek ayrı bir hava kattı
eski tişörtlerimden şal , boyun bağı yaptığım da doğrudur

öyle öyle şeyler işte dışardan 1-2 liraya alabileceğim şeyler için bile uğraşıyorum başkası için saçma geliyor bu ama bir şeyleri üretmenin zevki ayrı bir güzel saçma da olsa zevk benim sefa benim :P  
 

8) EN BÜYÜK ÇILGINLIĞIN 
 
Kendi başıma bir iki defa dağa tırmanmışlığım var yapmamam gerekiyordu biliyordum ama  kendimi tutamadım yola koyuldum onun dışında çokta büyük çılgınlıklarım yok mesela hiç sevdiğimi söylemedim bence büyük bir çılgınlık bu özellikle de tek taraflıysa

9)ÇOCUKKEN EN ÇOK KORKTUĞUN ŞEY 

Toplanın gelin Mariposa nın bilinçaltına bütün bu gece kuşunun sebebini öğreniyorsunuz , kronik uykusuzum arkadaşlarım ben küçüklükten böyleydi ailem pek bunu farkedemediği için diğer küçük çocuklar gbi beni de erken yatırırdı gel zaman git zaman ben de "uyuyamama korkusu" oluştu bana uyumam gerektiği söyleniyordu bu bir gereklilikti ve ben uyuyamıyordum düşünsenize size su içmen gerekli diyorlar siz içemiyorsunuz susuzluktan  korkmaz mısınız öyle bir şeydi işte 


21 Şubat 2017 Salı

ASMO/4


4- Çocukluk Kahramanın kimdir ?

Daha önce  kahramanlık bir soruya yine bir şalanj vasıtasıyla cevap vermiştim  , kahraman deyince hep aklım Sailor moon a gidiyor küçükken uzay merakımla birlikte perçinlenen bu anime karakteerine olan sevgim hiç azalmadı bugün yine bu soruya da aynı cevabı veriorum USAGİ  !

Burada da yazmıştım zaten ;)


(Geceden beri etrafta  beat it  diye diye dolaşıyorum biraz da siz dinleyin. )




20 Şubat 2017 Pazartesi

ASMO / 3


3.     Yedi yaş pantolonunu bulsak cebinden ne çıkardı?
 Challenge'daki en sevdiğim sorulardan biri bu oldu diyebilirim :) 7 yaş  pantalonuu bir düşünelim ,  6 yaşında okula gitmeye başladığımı düşünürsek 7 yaşında okulda oluyorum ufaklıktan  " para hesabını" kendim yapma sorumluluğuna sahiptim dolayısıyla her ne kadar sevmesem de muhtemelen cebimde bir kaç bozukluk varmıştır .Hatta muhtemelen 25 kuruş olabilir  en yakın arkdaşımla paraları birleştirir 50 kuruşluk laylay alırdık herkes bilmez lay lay 'ı bir tür cips işte çocuk başka ne ister ..
Çöp çıkması da muhtemel muhtemelen sakız çöpü , para sorumluluğunu erken yaşta yükledikleri için ne kadar aileme kızsam da çevreci ve sorumluluk sahibi biri olmaya çalıştığım bu şekilde yetiştirildiğim için ne kadar teşekkür etsem azdır . 





19 Şubat 2017 Pazar

ASMO/2

2) Çocukluk Eğlencen Neydi ?

Çocukken eğlenmek daha kolaydı sanki şimdide de kendi nazarımda eğlenmesini biliyorum ve seviyorum ama eğlenmek ayrı bir aktivite haline geldi çocukken her şey eğlenceliydi bize öyle gelirdi belki şanlıyım mutlu bir çocukluk geçirdim ama en büyük eğlenceme gelirsek ki hala severim ,
BİSİKLETE BİNMEK !
Benim en yakın arkadşaım bisikletti çok severdim , hala daha severim ünv falan bisiklet kulübüne katılmıştım ama artık pek fazla binemiyorum malesef tabiki birinci sebep toplumsal baskı ikincisi bulduğum yerde bisiklet yolunun olmayışı , ben de çok isterdim işe bisiklet ile gelip gitmeyi avrupada bunu yapabiliyorlar çok özenmiştim yaş cinsiyet ayrılmadan herkes yoğun bir şekilde bisiklet kullanıyordu eğlenceden öte  gerçekten ulaşım aracıydı ah o güzel ekolojik günleri görebilecek miyim acaba .. Şimdilik yalnızca eğlece için cevabı olarak burad dursun.

(bicycle thives)

MÜLKSÜZLER / BULANTI / SEBASTİAN KNİGHT'IN GERÇEK YAŞAMI

Kitaplara blogumda pek fazla yer vermediğimin farkındayım ama bu değil ki okumuyorum okumak benim işim ama malesef buraya yazabilecek vakti pek bulamıyorum bulduğum kadarıyla bir kaç hoş alıntı yapmak istedim , iyi ki böyle yazarlar var :)




MÜLKSÜZLER
URSULA K. LE GUİN
METİS YAYINLARI
ÇEV:LEVENT MOLLAMUSTAFAOĞLU
12.BASIM

**Nerede mülkiyet varsa orada hırsızlık

**Bir hırsız yaratmak için, bir sahip yaratın; suç yaratmak istiyorsanız, yasalar koyun.' Toplumsal Organizma."

** Peki. Kilitli odalarda kâğıtlar varsa, odalara girmek için anahtarları olan insanlar da vardır!

** Ama balığı tanımak için yüzmeye, yıldızı bilmek için parlamaya gerek yok...

**Ama hiç bir şey getirmemişti. Elleri bomboştu, her zaman olduğu gibi.


BULANTI
JEAN PAUL SARTRE 
CAN YAYINLARI
ÇEV: SELAHATTİN HİLAV
3. BASIM



**Zaman denilen de bu işte, çırılçıplak zaman, kişinin varlığına usul usul geliyor, bekletiyor kendini, ama bir kez de gelince midesi bulanıyor insanın, çünkü zamanın çoktan var olduğunu anlıyorsunuz

** Kişi yaşarken hiçbir şey gelmez başına. Çevredeki nesneler, görüntüler değişir, insanlar gelir, insanlar gider, insanlar girer, insanlar çıkar, hepsi bu. Hiçbir zaman başlangıç yoktur. Ezgisiz, nedensiz günler günleri izler, bu bitmek tükenmek bilmeyen, tek düze, yayan bir hesaptır.

**Aslına bakarsanız bir andan başka bir ana geçişimin bilincine varamadım Ne var ki birdenbire kökün varoluşunu düşünemez hale geldim. Silinip gitmişti varoluş. Boşuna tekrarlayıp duruyordum: Kök va-roluşuyor, hâlâ burda, kanepenin altında, sağ ayağımın altında diye, ama ne söylesem boşunaydı. Varoluş kişinin uzaktan uzağa kendisini düşünmesine izin vermez. Sizi anîden kuşatması, üstünüzde durması, kımıltısız kocamanbir hayvan gibi bütün ağırlığıyla yüreğinize çökmesi gerekir, bunu yapmadığı takdirde varoluş diye bir şey kalmamıştır ortada.

**Madem hepsi birbirlerine benziyorlar neden bu kadar varoluş vardı?» Hepsi birbirinin aynı olan bu kadar ağaç neye yarardı? Nice varoluş eksiliyordu, sonra inatla yeniden doğuyor, sonra yeniden eksiliyor... sırtının üstüne düşen bir böceğin dönmek için acemice tükettiği çabalar gibi.

** Zaten bu yüzden kızdığım da yok sana; hiç bir şey açıklayamamıştım ki! Kördüğümidüm, kimseye söz edemiyordum bundan, sana bile, özellikle sana söz edemiyordum
Zavallı. Talihsiz adam. İlk kez iyi oynuyor rolünü, ama tiyatro bomboş. Haydi uğurlar olsun.

**Şu an «ben» derken garip bir boşluk var içimde, nedir «ben?» Kendimi eskisi gibi hissedemiyorum, öylesine-unutulmuşum. Gerçek olandan bende kalan tek şey, var olduğunu duyuran bir varoluş

**Gece çöküyor, Printania otelinin birinci katındaki iki pencerenin ışığı yandı. Yeni Istasyon'un şantiyesi alabildiğine ıslak odun kokuyor: yarın yağmur yağar herhalde Bouville'e.


SEBASTİAN KNİGHT'IN GERÇEK YAŞAMI
VLADAMİR NABOKOV
İLETİŞİM YAYINLARI
ÇEV: FATİH ÖZGÜVEN
4.BASIM


**Ülkedeki her insan eğer zorba değilse tutsaktı .İnsan ruhu ve insan ruhuna ilişkin her türlü hak kişinin elinden alındığından , insanı yönetip yönlendirmekte bedensel acıların çektirilmesi yeterli sayılageldi 
zaman zaman devrim denen bir olat olur tutsaklar zorbaların yerini alırdır sonra yine tersi bu hep böyle   giderdi..
Karanlık bir ülke cehennem gibi bir yer beyler.Kesin olarak bildiğim bir şey varsa da o da yaşamım boyunca sürgünlüğümün özgürlüğünü anavatan denen o berbat soytarılığa değişmeyeceğimdir.

**Birdenbire , orada hiçbir neden yokken Sebastian için öylesine üzüldüm ki ona gerçek bir şeyler ,kanatları yüreği bir şey söylemek istedim ne var ki arayıp da bulamadığım o kuşlar ancak çok sonra tek başıma kalıp da artık sözcüklere gerek duymadığımda geldiler birer birer omuzlarıma başıma kondular.

** Sebastian'ın yaşamının anahtar sözcüğü yalnızlık idi kader istediğini sandığı şeyleri bir yoluna çıkarıp yabancılık çekmemesini sağlamaya çalışıkça bu çerçeveye ya da herahngi bir çerçeveye sığma konusundaki yetersizliğini daha iyi fark ediyordu.
**Aşk'ta temelden yanlış bir şeyler olduğu düşüncesinden bir türlü kurtulamıyorum. Dostlar kavga eder birbirlerinden uzaklaşırlar yakın akrabalar da öyle ama aşk'a yapışıp kalan bu yürek sızısı bu duygu yükü bu ölümcüllük yok mu ... dostluk'ta bu lanetlenmiş surat yoktur hiç neden nedir bu aşktaki  şey ? Seni sevmekten vazgeçmedim ama o hayal meyal sevgili yüzünü öpmek artık elimden gelmediği için ayrılmamız gerek , ayrılmak zorundayız. Niye böyledir bu ?Bu ısrarlı kendine özgüllük nedendir ?Kişinin binlerce dostu olabilir ama aşk yoldaşı sadece bir tanedir. Benim söylemek istediğim haremlerle  filan ilgisi yok , dans etmekten söz ediyorum  ,beden eğiiminden değil . Sanır mısın koca bir Türk dört yüzz karısından her birini benim seni sevdiğim kadar sevsin ? Bilir misin , ağzımdan "iki" sözü çıktı mı sevmeye başlamışımdır artık , ardı kesilmez bunun bir tek geçrek sayı vardır ; bir .Ve galiba bu benzersizliğin en güzel imgesi de aşktır. 

(Woman's Hour - To The End )

18 Şubat 2017 Cumartesi

ASMO / 1

Yeni bir challenge 'a özellikle de kişisel bir challenge vakit veya çaba harcayabilir miyim bilmiyorum açıkcası ama challenge deyince de bir yaparım yeaa moduna da kolayca bağlayıveriyorum . Velhasıl buradayım ve Bir kedi bir kalem Apartman Sohbetleri Meydan Okuması başlatmış  davete icap etmek farz deyip çorbada tuzum olsun da demiş olabilirim başladım ilk sorudan , sorular nedir derseniz  yukarıda verdiğim linkte yazıyor ama ben sürekli soruları unutan birisi olarak burada da paylaşmak istiyorum .

1.     Nasıl bir apartmanda büyüdün?

2.     Çocukluk eğlencen neydi?

3.     Yedi yaş pantolonunu bulsak cebinden ne çıkardı?

4.     Çocukluk kahramanın kimdir?

5.     Gereksiz bir yeteneğin var mı?

6.     Hastası olduğun bakkal ürünü hangisi?

7.     En saçma zevkin?

8.     En büyük çılgınlığın?

9.     Çocukken en çok korktuğun şey?

10.     En sevdiğin ve sevmediğin özelliğin?

11.     Karşı cins karşısında en çok utandığın an?

12.      En maskulen/feminen yanın nedir?

13.     Asla cesaret edemeyeceğin bir şey?

14.     En sevdiğin fiziksel acı?

15.     Almış olduğun en saçma teklif?

16.     Kendini çok değerli hissettiğin bir an var mı?

17.     Annenden ve babandan ne öğrendin?

18.     Hangisi daha olası; cadı, vampir, kurt adam? Ve tabii ki neden?

19.     Manzarasız müthiş bir daire mi, manzaralı tek odalı bir daire mi?

20.     Hayat sana ne öğretti?  



1.     Nasıl bir apartmanda büyüdün?

İki apartmanda büyüdüm  ikisi de  sıcak anadolu apartmanıydı şimdi de fena değil selam melam veriyoruz bir sorguya çekiliyorum o yön benim çevremde hiç eksilmedi ama samimi yönü azalmadı dersem haksızlık etmiş olurum eskiden kendi küçük dünyamız vardı öyle ki farketmeden kendi sitemize " bizim mahalle " derdik küçüklüğün verdiği masumiyet mi bilmiyorum ama bizim apartlarımızn olduğu o site  sadece bizim kendi mahallemizdi öyle benimser öyle severdik. 

üçün biri

Masada üç adam biri içiyor diğeri içmiyor öbürü içene bakıyor hani desem ki birine neden diye sorsam diğeri öbürüne sorar aynı soruyu biri cevaplar her zamanki gibi içtiği yetmiyormuş gibi yetmez hiçbir zaman yettiğini sanır insanoğlu her zaman bir fazlasını ister birse iki olmak ister ikiyse üç gözünün önündekini göremez çoğu aman bir dalgadır onu yaşatan hüzün dolu anlamsızlıklar içnde bir ateş topudur masanın başındaki adamların yüreğindeki bir top futbol değil kan topu bir de kan şurubu insanları öldürmek için biliyorsunuz içmedi öbürü diğerine verdi diğeri içmez biri içer ona verdiler o da koydu sıraya içmek için sırası vardı bir piyanonun her bir tuşuna vurulması gibiydi adamlar her birinden farklı sesler  çıkar ama birken bir anlam ifade ederler o masanın etrafında biri  içerken diğeri içmez öbürü onlara bakar  bakar da bir cevap bulamaz çoğu zaman nerde kalmıştır eskiyen yıllar hesap sorulası yıllar biri öbürünün yanına sokulur neden diye sorar  diğeri susar bilse de susar masanaın başnda üç adam yalnızlığına içiyorlar diğeri içmiyor öbürü onlara bakıyor sonra bir rüzgar esiyor masanın örtüsü havada adamlar yerde rüzgar kafa tutuyor yer çekimine adamlar kaderine yalan yanlış melodikadan bir nağme çalıyor çocuk kafalarını kaldırıp bakmıyorlar sadece  öbürü izliyor birini üç adam yalnızlığına içiyor.

üç adam ne olaki bir köşede birleşmiş her şeye derman olan yalnızlıkarlını paylaşıyorlar her biri diğerinni yerini tutmuş ama aslında birlikte olunca tek bir adam yapan insanlar birinin yerini tutmuş tutmuş yerini üç adam vermiş birine yerini  . Yalnızlık kapılarını çalınca önce öbürü açmış kapıyı diğerini çağırmış biri de çıkıp dememiş ki neden geldin buyur etmişler masalarına , içmişler yalnızlık ve biri diğeri içmiyor öbürü içenlere bakıyor.


11 Şubat 2017 Cumartesi

Buğday Tarlasındaki Pirinç

Kendi sessizliğimle yıkıyorum ortalığı
Belki daha az konuşmalı
Olmamalı yakın
Ve hatta
Diktiğim ekinleri  sökmeli
Sleep Dealer - Imminence

8 Şubat 2017 Çarşamba

Kelebek Ton Balığına Karşı

Üç gün önce bir kelebek girdi odaya dünya tatlısı  duvarın bir köşesinde yer buldu kendine , mola verdiğini düşündüm geçerken uğradığını ama üç gün sonra  hala aynı yerindeydi , kelebek güzel kelebek maksimum yaşam ömrü7 gün olan bir kelebek ne diye o azıcık ömrünü boş bir  duvarda geçirmek ister ki dünyada yaşayabileceği onca güzel(?) deneyim varken  ..


    Benden daha güzel bir şey dünyada olamaz dediği için kalkmak istemedi belki  yerinden kendi büyüsünü kendisi bozmak istemedi
     Belki de sadece cesaret edemiyor 7 günlük hayatını  hayatın tehlikeli sularında 3 güne indirmek istemiyordur uzun ve sade bir yaşam korkudan 7 rengin olduğu bir dünyada tek renkle yaşayabilmek . Dünyadaki diğer bütün olup bitenler ilgisini çekmiyorda  olabilir kendini kıyıya vuran balık gibi bir duvar kenarında yok olmayı bekliyordur belki de
Acısı bedenine ağır gelmiş ve ölümü bekliyor da olabilir herkesin kendine göre acısı var bu dünya da kaldırabileceği kadar yük var omuzlarında kimisine bir torba kimisine 30 . 2 tona 30 1 kelebeğe 1toz tanesi bir benek büyüklüğü herkesin kend derdi kendi acısı var bu dünyada

Geçtiğimiz günlerde Norveç kıyılarına bir balina sahile vurmuş sindirim sistemini tıkayan 30 adet naylon ve plastik eşya sonrasında daha fazla acıya katlanamayıp  kıyıya doğru yüzmüş insanlar ne aciz yaratıklarız ölmek bile sorun  bizim için yüzme biliyorsan  kim çıkacak uzaya,bir balık olsan denizin bittiği yer sonun olur bizimse deniz'in başladığı yer yeni yaşamımız.

Her yıl 8 milyon ton plastik denizlere karışıyormuş 8 milyon ton hayalgücüm bunun varlığını zihnimde canlandıramadı deniz canlıların değil canlandırmak yaşıyorlar sayıyorlar mıdır acaba 7 milyon bir, 7 milyon iki ..

Ağladıkları zaman belli olmuyor diye ağlamıyor sanmayın  balıkların onlar da ağlar ama ne kötü ki farkedemez kimse bana sorarsanız onların laneti bu  , belki de ödüldür kim gerçek kim yalan ağlıyor diye sorgulatmaz insana herkes acısını kendi içinde yaşar .

Deniz'lerin sonu yaklaşırken insanoğlu bu ayıp bizim , 

 
  (Balinanın midesinden çıkan plastikler )

Balinayı görmeye hakkımız yok ne kadar büyük ki 2 ton diye düşünmeye de hakkımız yok  utanmak için bunlara ihtiyacımız yok .Bu görsel yeter.

2 Şubat 2017 Perşembe

17'Lik Meydan Okuma 17

17 de 17 !  Olmasını çok istediğin bir şey ? 

Bu yıl içinde olmasını istediğim bir şey var  umarım bu sefer olacak.




onun haricinde ; Barış olsun istiyorum evet. Olabildiğince barış  kişinin kendisiyle arasında , ailesiyle arkadaşıyla komşusu toplumuyla ülkeriyle her alanda barış olsun .

İyi şeyler birdenbire olur.

1 Şubat 2017 Çarşamba

17' Lik Meydan Okuma 16


şubatın 1'i olmuş martın 1'i ya da haziranın ya da ekimin olmasının hiçbir önemi yok değişen bir şey yok değişecekbir şey yok her şey yerli yerinde yeri olmayan köyünde . sanırım böyle değildi bu söz her neyse .

16) Resim çizin 

Ama şimdi olmaz kii ben demiştim ki çizdiğim resimler bana ait sanat benim içindir şimdi sözümü çiğnemiş gibi olacağım ama bir kereden bir şey olmaz diyeceğiz artık, hiçbir eğitim almadım almayı da düşünmedim sanatımı kendim oluşturmak istiyorum , sonuçta rönans dönemi sanatçıları derin bir eğitimden geçmedi değil mi yoksa geçti mi belki de bilmiyorum geçmişlerdir , sanat belki de benim özgür olabildiğim tek alan yalnızım bu alanda belki de o yüzden özgürümdür . yine felsefeye başlamadan resmimi paylaşayım 

huzurlarınızdaa , blogger temamla uyumlu "Rüyalara Özgürlük" isimli çalışmam :) 




31 Ocak 2017 Salı

17'lik Meydan Okuma 12-13-14-15

12) Son 10 yılda hayatında neler değişti ?
Değişmeyen tek şey ailem ve arkadaşlarım sanırım onun dışında kendim dahil olmak üzere çok şey değişti bir iki arkadaşım da değişmiş olabilir ama genel olarak herkes yerli yerinde neyseki :)
Ama ben değilim , değiştim bana göre değişmeyen insan geri kalmış demektir değişim hayatın ve insalığın bir parçası bugün dünden farklı olacak ki yarının bir anlamı olsun . Değişimden kastım elbette kültürel bilişsel her türlü kişisel gelişim  ..
10 yılda özellikle de son 2 yılda sabretmesini öğrendim. Hala daha sabrediyorum sabır benim can yold.. şaka şaka o minvalde takılan birisi miyim  :D ama sabır önemli arkadaşlar !

13)10 yıl sonra nerede , nasıl yaşamak istiyorsun ?
hahahaha bu yılın planını yapamamışken 10 yılda nerden çıktı ..  gerçekten bilmiyorum umarım bu soruyu bir kaç ay sonra cevaplayabilirim .

14) Keşke arkadaşım olsa dediğin ünlü kim ?

Zihin sayesinde Herman Hesse ile tanıştım beni oldukça etkiledi kesinlikle onunla tanışmak arkadaş olmak isterdim yüksek ihtimal konuşmadan anlaşırdık , var böyle bir iki arkadaşım oldukça  rahat hissediyorum onların yanındayken konuşmadan ya da konuştuğumda yanlış anlaşılma korkusu olmadan özgürce saçmalayabiliyorum ki arkdaşlıkta saçmayalabilmek  önemlidir. herkesle saç taranır ama saçmalanmaz (okumayın diye yapıyorum sanki durun neyse sakinim ) her neyse cevabım herman hesse gerçi bulantıyı okuyunca sartre de olabilir diye de düşünüyordum aslında eskiden olsa gorki derdim çıkmaz bu yol herman diyorum sevgiler .


15) on beş yaşındaki birine vereceğiniz nasihat nedir ?

Burnun dikine gitme çocuk azıcık büyük sözü dinle onlar senin kötülüğünü istemiyor ya da boşver hayallerin peşinden koş sonra keşke dediğinde özgürce benim kararım diyebilirsin.

Kendine duvarlar yapma olabildiğince esnek ol imkanın varken her şeyi dene sanatı ihmal etme






Ben gidişatı hiç iyi görmüyorum LP fanı olup çıkacağım nerdeyse hani bugün konseri var deseler gidecek konuma geldim . İyi gelse neyse iyi de gelmiyor ki  .. neyse hadi dinleyin

 

(LP - Tightrope )

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...