31 Aralık 2017 Pazar

2007 ≤ 2018

'yorulmuştu."bu ayrıntılardan yoruluyorum,"diye yakındı."ondan sonra da asıl meselelerde suç işliyorum.bunlar konuşulmazsa hayat olmaz diyorlar bana.kim bilir belki bunlar konuşulmasaydı , belki hayat olmasaydı ben de kendimi gösterme fırsatı bulurdum , herkes hakkında kötü şeyler hissetmezdim. sevgi gözleriyle konuşurdu albayım ; bilge de saçma kelimelerle konuşuyor. '



Yeni yıldan hiçbir beklentim yok . Sizin de olmasın.







19 Ekim 2017 Perşembe

come in















ne sen beni gördün ne de ben seni anladım
uzun bir yoldu bu yalnız geçireceğimiz .
sessiz ama kalabalıktı etraf sen duymadın
ben devam ettim ben durdum sen yürüdün .
yalnız ama sessiz
ben bir kuyudaydım sen bir bulutta 
elini uzatsan çıkardım
belki uzattın göremedim
gördüm uzaklaştın
sevdim sevilmedim sevildim sevemedim 
kuyu derinleşti
sesler uzaklaştı
duraklar geçti otobüs hızlandı
saatler dakikalara dakikalar saniyelere dönüştü
ben bu yokuşu çıkarken sen el salladın uzaktan
ben dibinde yaşarken kuyunun
sen başında yağmuru döktün bulutların üstünden .

Rutine Alışmak -groundhog day-

Groundhog day 'i izledim aslında komedi filmi diye geçiyor ama beni bir hüzün kapladı filmi izlerken , bir öz eleştiri getirdim durduk yere komedi filmi oldu size dram filmi , kısaca bahsetmem gerekirse  bir adamın aynı günü defalarca yaşaması üzerine kurulu aynı günü ufak bir kasaba defalarca yaşıyorsunuz ."Rutine alışmak " dediğimiz şey aslında bu her gün aynı şeyi yapıyoruz aynı saatte kalkıp kahvaltı yapıyoruz işyerlerimize gidip boş boş oturuyoruz akşamüstü eve gelip aynı boşvermişliğe devam ediyoruz bir kişi de çıkıp hayır benimki arklı desin bir gün farklı iki gün farklı rutin bu dünyanın devamı için gereken bir etmen rutin olmasa hayat durur. Rutin olmasa güneş doğmaz /batmaz, rutin olmasa hayat aksar hayat aksarsa durur bu kadar basit
Filmde baş karakterimiz olan phill  farklı şeyleri denemeye kendini geliştirmeye başlıyor zamanın en değerli şey olduğunu bilen bii ben de öyleyim rutinimin içinde geliştirmeye çalışıyorum ama ne için ama kim için anlık heves ve zevk uğruna yapılıyor hr şey ..

iyi gitar çalışıyorum , ee çal bakalım. çaldı. (5dk) güzelmiş,bitti.
iyi resim yapıyorum, ee beni çiz bakalım .çizdi (1dk) güzelmiş ,bitti.
iyi fotoğraf çekiyorum , ee beni çek bakalım . çekti (30 sn) güzelmiş, bitti.
....

Hayat bir paradoks diyorum kabul görmüyorum ..
Hayat bir paradoks ve benim matematiğim bunu çözmeye yetmiyor benim zihnim bunu çözmeye değil ancak tespitine yetiyor ..


 (Moby- Everloving)

14 Ekim 2017 Cumartesi

Mutluluk Saati (Büyüklere Masallar-11 )


Bütün olanlardan sonra yola devam etmesi gerekenin onun olduğuna karar verilmiş olması yeteri kadar üzmüyormuş gibi bir de çevresi tarafından dışlanan kişi olmak yeter noktasına ulaşması için gereken bütün şartları oluşturuyordu. Niye hala burada dursun ki onu bağlayan hiçbir şey yoktu artık eskiden yaşlı annesiyle birlikte ömrünün sonuna kadar yaşama hayalleri kurardı kurduğu bu hayalden mutlu da olurdu olmasına ama artık O yoktu . Ve bir daha asla gelmeyecekti niye kalsın ki orada hiçbir şey hiçbir kimse tutamazdı gitmeliydi dağlara belki bir sulak arazi bulur belki bir dağ keçisi ona eşlik ederdi sessiz sedasız kimselere haber vermeden hiçbir eşya almadan gitmeliydi bir sabah onu beş  geçe ya da kala fark etmez  kol saatini evde bırakarak gitmeliydi orta çağdaki bir insana  tam saat 10 na beş kala  gideceğini söylese muhtemelen deli muamelesi yaparlardı . ortaçağ'dan daha da geriye gitmeliydi belki bir insanlığın çılgınlık noktasına ulaşırdı en büyük hedefi  daha çok para harcamak olan  kimselerin yanında geçirdiği her  ıssız gece için bir gün  vermeliydi kendine bir gün daha uzaklaşmalıydı bir gün daha yolda geçirmeliydi . 
Kaba bir hesap yaptı ilk davetini 17 yaşında vermişti çılgınca sevinmişti onun ilk daveti olacaktı hatırlıyordu tam bir ay o günün hayalini kurmuş kıyafetiyle haftalarca uğraşmış herkesi kendisi çağırmıştı  Şimdi 34 yaşında hayattan ne istemediğini bilen biri olarak boşa harcadığı 17 yılının bedelini ödeyecekti. Vücuduna yaptığı  bütün haksızlıkların diyetini birbir ödeyecekti .

İşte Başlangıç yapmak için güzel bir gün yıldızlar parlak gökyüzü bulutlardan arınmış , her gün gece için doğan güneş bir gün onun için doğacaktı .Artık mutlu geçirdiği günler ile mutsuz  geçirdiği günleri harmanlayıp bir duvar saati oluşturacaktı . mutlu geçirdiği her an onun için bir saniye bir  dakika yapacaktı mutsuz olduğu anlarda onun için zaman geçmeyecekti .Ne de olsa zaman görecelidir. Bunu henüz 18 inde ilk defa aşık olduğunda anlamıştı .  Sevdiğinin yanında 0,01 hızında geçen  saniyeler sevdiğine giden yolda 10,00 şeklinde gidiyor bir türlü yol bitip onun yanına gidemiyordu evet daha o zamandan anlamıştı zaman göreceliydi . O zamanlar zamanın göreceli olduğuna alışmaya çalışıyordu şimdi ise kabul ediyordu..

Mutluluk saatini 10 'na beş kalaya kurdu  ve kendini uykuya teslim etti .


11 Ekim 2017 Çarşamba

SON-bahar-




içinde yanardağ varken susamak gib bir şey bu sanki söndürebilecekmiş gibi litre litre su aramak gibi içmek gibi bitecek gibi ..
resimler yapıyorum rüya gibi rüyayı yaşam yapıyor yaşamı rüyaya çeviremiyorum hala bekliyorum o şeyi ve hala gelmiyor açıklanmıyor kapıların ardındaki hayatın geri kalanını bekleyerek geçirmekten korkuyorum .. hayır beklediğim bir aşk değil o biraz istemekle alakalı isteyince olan şeylerden
sonbahar hüznü çökertiyor  ..
bir pazartesi günü mutlu olucam kendime söz verdim ve o pazartesi yakında gelecek.

afede'ye de söz vermiştim liste yapıcam diye geç oldu ama unutmadım yaptım .. sonbahara özgü oldu biraz şimdilik böyle ama değiştireceğim kesin.


6 Ekim 2017 Cuma

4 Ekim ve BİR GÜN'ÜM



Kitapları hayattan ayıran şey sayfalarıdır . Hayatta birbirinin aynısı olan günleri geçirirken aylar sonrasında geriye dönüp baktığımızda birbirinin aynısı olan günleri tek bir sayfa olarak görürürz  2 ekim ile 6 ekim ile aynı geçen günler arasında bir fark yoktur ama kitap öyle değildir birbirinin aynısı olsa da her bir sayfanın yeri ayrıdır. Eğer hayatı birebir yansıtan bir kitap yazmış olsaydık muhtemelen sayfaları eksik olması gerekirdi. 
Yazıyoruz 2 ekim yazdık 3 ekim 4 ekim aynı 5 ekim ayrı bir sayfa 6 ekim 2  ekime dahil 7 ve 8 ekim 30 eylül ve 1 ekim'e .. Ağır matematik hesapları yapmıyorum bence tekrar bir düşün demek istediğimi anlayacaksın. 

5 ekim ayrı bir sayfa benim için sebebini size şalanj vasıtasıyla anlatayım bir günümüzü anlatacakmışız anlatalım.

İçinizden bilenler bilir ben gece insanıyım, insandan çok hayvanları seven bir bünye olduğum için  gecenin yalnızlığını sabahın kalabalıklığına tercih ederim iş böyle olunca 2 den önce  yatılmıyor 7 saatlik uyku  gerekli 8-9 dan önce de kalkmıyorum istesem kalkarım orası ayrı çünkü bana göre her ne kadar 7 saatlik uyku deseler de bilimsel bir dayanağı olmamasına rağmen 7 nin uyku için büyük bir rakam olduğunu düşünüyorum her neyse konuyu dağıtmayalım.
kalktık uyandık    kahvaltı olmazsa olmazım öğle yemeği yemem genelde aramam ama kahvaltı mutlaka yapılır sonrası ofise giderim müziksiz  olmaz ya kulaklığım takılı olur ya da arabayla gidiyorsam radyom açık olur güne müziksiz başlamak çaysız kahvaltıya benziyor bence ...

Bildiğiniz üzere 4 Ekim Hayvanları Koruma Günüydü bununla ilgili olarak hayvanseverler olarak bir  seminer düzenlendik bu seminere   ben de konuşmacı olarak katıldım( bakmayın burada olabildiğine dağınık anlatırım burası oyun alanım ). Çok fazla katılım yoktu malesef ama elden bir şey gelmiyor kafalardaki "insan hakları halledemedik ki hayvan haklarına geçilsin " düşüncesini bir türlü zihinlere yansıtamıyoruz .Seminerimde özellikle hayvanların dövüştürülmesi , hayvanların öldürülmesi işkenceler yapılması zehirlenmesi başlıklarını inceledim . Malesef ki hayvansever olarak haklarımızı bilmediğimizde olası bir durumla karşılaştığımızda ne yapacağımızı  da bilmiyoruz en basitinden hayvanların tecavüzünde kesinlikle hayvanın sahipli olmaısna gerek yok sokak hayvanına yapılan türlü taciz ve tecavüz olaylarında vatandaş olrak şikayetçi olabiliriz . Yine aynı şekilde horoz dövüşleri köpek dövüşleri cezai yaptırımları yok sanılsa da kumar suçunu oluşturduğu için hayvanları bu şekilde kullanan kişiler 1 seneye varan hapis ve para  cezalarına mahkum oluyorlar .. Yeteri  caydırıcılıktan uzak olduğunun farkındayım ama elden ne gelir ki bu bile uygulanmıyor keşke uygulanabilse keşke güzel ülkemizde insan haklarıyla  hayvan haklarının birlikte eş güdümlü olarak gitmesi gerektiği bilinci yerleşse.. 

Soğuklar geliyor ..Ege 'de olduğum için pek henüz gelen giden yok ama gelecek lütfen o canları sahipsiz bırakmayalım mama ve sularını gerektiğinde ısınacakları kartondan yuvaları gerekli yerlere koyabilelim. Unutmayın  "Vicdanın yarısı merhamet diğer yarısı ise adalettir."

Günümün sonrasında ne yaptımm konferanstan çıktığımda akşamı bulmuştu eve gitmeden bir seyyar satıcıda çorap gördüm onu aldım çorap siyah üstünde , gazino şarkıcılarının büstiyerlerinden bozma parlak gri renkli puantiyeleri olan bir çorap pek benlik değil ama konferans sonrasında bir iki haberciye röportajvari bir görüşme gerçekleştirmenin etkisi olacak bir havalara girdim ve aldım herneyse ..

Akşama dair anlatabilecek pek bir şeyim yok  kitap şu kitabı okuyorum beklentimi pek karşılamadı ben daha çok bilimsel bir kitap sanmıştım ama yine de ilginç ayrıntılar var herkeslere öneririm ..













Şu ara durup durup Ajda Pekkanın şu coverını açıyorum gece yatmadan önceden bir kaç defa döndü  bana göre mükemmel bir yeteneğe sahip bu kız ve "düşünme hiç" parçasını Ajda'dan daha güzel söylüyor *_*


30 Eylül 2017 Cumartesi

Bilinmesi Gereken Klasik Parçalar



Hem bu kadar kalabalık hem bu kadar yalnızken baharı karşılamak zor da değil son ya da ilk farketmez karşıladığım bir bahar ağaçların yapraklarıyla vedalaştığı dolapların ceketleri kucakladığı bir bahar yeni eski farkemeden bir bahar son bir bahar daha .. birbirinin devamı olan yılların habercisi bahar .
sararan yapraklar ve rüzgar bir  sonbahar klasiği .. Hadi boşverin baharı müzik konuşsun.

5 Eylül 2017 Salı

İstanbul Kırmızısı

ilk fragmanı yayınlandığı günden beri heyecanla beklediğim bir sebepten geç izleyebildiğim yegane film.gerek yönetmeniyle gerekse oyuncu kadrosuyla bence unutulmazlar arasında yerini aldı.
İnternette yorumlara hızlıca göz gezdirdiğimde birçoğu filmi özümsemek yerine çözümlemeyi denemiş ama salt' şu şudur bu da budur tamam bitti ' denilecek bir film değil.


eğer  ferzan özpetek filmlerini daha önce izlemişseniz sizi çok farklı bir atmosfer beklemiyor onu bilmelisiniz ancak filmdeki bölümler arasında geçişlerde özpeteğin 'güzel ülkeme bakın' sekansı farklı bir tat katmış ,otobüsüyle vapuruyla ezanıyla simidiyle galatasıyla istanbulun silüetiyle bütünleştirmiş adeta filmi .
bu açıdan baktığımızda filmin ilk yarısına kadar yurtdışı bağlantısını da düşündüğümüzde güzel bir reklam olacağını düşünmüştüm ama ikinci yarısında 2016 yılının laneti hendek operasyonu ve 15 temmuz darbe teşebbüsünün etkilerinin film içerisinde izleyiciyi rahatsız etmeden kıyıları dolaşarak harmanlamış .
can alıcı noktalarına gelirsek


oğuz:
-istanbul is a total slut ! she doesn't turn anyone down
-i 've never trust people who dont have bad habits.

deniz:
neval , we'ii never pan
farewells are for those who love with their eyes , those who love with their hearts never parts ( bu alıntı aslen mevlanaya aittir )

süreyya hanım:

i dont know your story but know pain. pain either alineates people or binds them together forever.

deniz &orhan
-if you live in the past , you miss out present.
 

filmi beğenmeyip fazla kasıntı bulanlar için iki ihtimal var birincisi feran özpetek filmi ilk defa izliyordur ikincisi dikkatli izleyememiştir. duygu yoksunu eksik olduğunu söyleyenler için 
şu resme baktıklarında final sekansını da anlayamıyorlardır . hiçbiri tesadüf dur şurdan çekersem sanatsal olur diyerek düşünülmüş değil üçlü ilikilerin döner kapı misali birbirini takip ettiğini anlayabilmektir mühim olan orhan'ın yusuf'un mu yoksa neval in mi peşinden gideceğini düşünmek değil

Filmi izlemeden önce özellikle gaye su akyol un o baya ses getiren şarkısını dinlemek istememişti iyi ki dinlememişim o etki bozulsun istemezdim gerçekten çok ayrı bir tad katmış müzikleri , geçen gün bir röportajında akyol müziğinizi nasıl tanımlarsınız demiş "türk sanat rock "ı olarak tanımlıyorum demiş gerçekten bence de öyle, şarkısı da şu oluyor

Kendi Saçını kesmek / Saçım Saçın Olsun Kampanyası

niye bu kadar çok abartıldığını anlayamadığım eylem , kuaförlük denen meslek zaten tarih olarak çok geçmişe dayanmamakta hatta geçmiş dönemlerde lüks olarak görülmekteyken ne diye günümüz çağında bu kadar zor imkansız bir algı haline getirildiğine anlam verememekteyim .
hiçbir mesleği aşağılamamakla birlikte hayat meselesi olan sağlık konusunda herkesin doktor , özgürlük ( ki dolaylı olarak yine hayat) konusunda herkesin avukat olduğu bir ülkede maksimum bir kaç hafta içerisinde çözümü olabilecek( kökü sizde) konuda herkesin kuaför kesilmemesi oldukça ilginç .

bu kadar sözün üstüne merak edenler için youtube da bir çok saç kesimi anlatan video bulunmakta




türkçe :

korkmayın kesin , en kötü ne olabilir ki zaten her türlü sevmediğimiz şekilde kesilmiyor mu bu saç en azından ben ettim ben buldum dersiniz.denemeden bilemezsiniz.



Kendi saçınızı kestikten sonra ise benim gibi kesilen saçan uzun ise (30 cmden fazla )  saçlarınızı çöpe atmak yerine bağış yapın. Lösev kabul etmiyor ama saçın saçım olsun kampanyası ile bir çok kemoterapi alan kadınlarımzın yüzünü güldürebilirsiniz katılmak isteyen içi saçım saçın olsun


13 Ağustos 2017 Pazar

Tereddüt / Arctangent Müzik Festivali

-Tereddüt

altın portakal ödüllerinden beri (portakalı soymuşlardı sanki ) izlemeyi düşündüğüm bi ara unuttuğum bugün  ecem uzun sayesinde tekrar hatırlayım izlediğim film .
 7-8 yıldır yakın takip ettiğim altın portakal film festivallerinin içerisinde iddia ediyorum en çok etkilendiklerimden biri bunda oyuncu seçiminin etkisi olduğu gibi çekim tekniği boğucu olmayan bir sanatsallık doğallık karışımının da etkisi yadsınamaz en iyi yönetmen ödülünü   yeşim ustaoğlu alamamış olmaması da üzücü ustaoğlunun özellikle  pandoranın kutusu  filmini izleyenler tereddüt filmini de seveceklerdir .

film hakkında sormak istediğim aklıma takılan sorular ise , film çekimlerinin nerede geçtiği ? psikiyatristlerin gerçekten tedavi yöntemi olarak filmdeki tadansı kullanıp kullanmadıkları?





-Arctangent-

bilimsel olarak arctangent sayısal kuvvet, ters çarpan ile ters fonksiyon arasında bir karmaşa meydana getirir buradan esinlenilmiş olsa gerek ki post rock ın o dipsiz kuyularına yolculuk ettirerek kafalardaki karmaşıklığı çözmeyi amaç edinmiş bir festivaldir .sadece post rock değil math-rock, noise-rock, alt-rock türlerini de içinde barındır her sene line-up görenleri şaşırtıyor zira bu denli deep-rock gruplarını barındıran bir eşi benzeri bir festival yoktur .geçen seneden farklı olarak bu sene   godspeed you black emperor ve yndi halda yi line up barındırmasa da yine harika isimlerle muhteşem müzik şölenini dinleyicilere sunacağından kuşkum yok , özellikle russian circles, this will destroy you, lıte, mono, 65daysofstatic god is astronaut ,lost in kiev . dinlemek isterdim .festival bu sene 17-19 ağustosta bilet fiyatları günlük £50


Şimdilik uzak bir hayal olduğu için festivale özel sadece bir liste yapabildim.

26 Temmuz 2017 Çarşamba

Bir garip Ahenk ; festivaller

bir başka dünya benimkisi bir kabulleniş dünyası aslında .. kabullenince her şey ibir savunma kabuğu çevreliyor etrafınızı , savunma mekanizması da diyebilirsiniz buna farketmez .bugün farkettim aynı anda iki yerde olmam gerekiyordu bi anda sıkışıp kaldım üstleik çoğu gün boşken bugün bu kadar yoğun olması akıl işi değildi nefes aldım ve geç kalsam da hiçbir şey olmaz hayat bir oyun sahnesi ne kaybedersin ki tek ayaklı tabureden düşmek insanı ne kadar korkutabilir  şuan olduğun yerden ne kadar düşebilirsin dedim. koltuğa daha bir yerleşerek o korkunç sıcakta işimin bitmesini bekledim. Beklentilerim beklemekten ibaret artık umutsuz olduğum için değil hayır kesinlikle değil bir anlam ifade etmiyor en kötü ne olabilir sorusu aklıma geliyor varsın olsun şu dünya denen açık hava hapishanesinde ne kadar yaşayacağız ki ?  Dünya güzel insanlar kötü insan düzeni kötü ..

olmasını istemediğim tesadüflerle dolu dünya ve gizemle gizemler artık heyecenalandırmıyor yaş geçtikçe enerjikliğini kaybediyor asanırım insan enerjik demişken geçtiğimiz günlerde kuşadası müzik festivali vardı gidemedim.

Gitmek isteyenler için nilifür müzik festivali  ile   bodrum müzik festival  ve son olarak zeytinli rock festivali linklerini bırakayım

son olarak muhtemelen daha önce dinlemediğiniz david bowie in hero şarkısının bir versiyonunu atayım

18 Temmuz 2017 Salı

Büyüklere Masallar-10

Biliyorum bunları görünce çok sevinecek önce yüzünde bir şaşkınlık olacak sonra hafiften bir gülümseme tüm yüzüne yayılacak sonra bir endişe acaba  neden diye ama sonra hemen dağılacak
Biliyorum çok sevecek bu çiçekleri önce neden papatya almadı ki diye düşünecek ama sonra güllerin al rengine vurulacak sayacak tek tek 11 mi diye yoklayacak buketi yoklarken farkedecek buketteki süslemeleri uğur böceğini ve notu ..
Biliyorm çok etkilenecek bu nottan belki tekrar aşık olacak notu okudukça gözlerindeki gülümseme biraz hüzne verecek kendini belki bir iki damla o da tuzu karabiberi olur buketin varsın olsun
sonra gülecek ve bana bir imza atıp  teşekkür edecek
ben ,
çiçekçide çalışan yalnız biriyim..


17 Temmuz 2017 Pazartesi

Kızartılmış Yeşil Domatesler

Sıkıcı bir pazar günü yapacak tonla işiniz ama hiçbirini yapmak istemiyor olabilir ya da tam tersi yapacak hiçbir işiniz oalbilir çocukluktan kalma pazar sıkıcılığı içinizi bunaltmış gününüzü güzelleştirme adına bir şeyler yapmak isteyebilirsiniz işte tam o anda size bi film önerim var

"Fried Green Tomatoes"

 sıcacık sevgi dolu bir o kadar eğlenceli ve hüzünlü bir film 
Kısaca anlatmam gerekirse film fannie flagg'in "fried green tomatoes at the whistle stop cafe" adli   kitabindan uyarlanmis uyarlama ne kadar başarılı olmuş üzerinde yorum yapamayacağım zira kitabı okumadım ama iki farklı zamanda geçiyor olması beni oldukça etkiledi ,ilk olarak huzurevinde kalan Niny ile  ev hanımı olan evelyn 'nin  tesadüf eseri tanışmasıyle başlıyor niny'nin kendi gençlik zamanlarından gelen bir hikayeyi anlatmasıyle ikinci zamana geçiş yapılıyor .ikinci zamanda iki kadının mücadele ruhunu ve  vazgeçilmezliğiyle    biraz da siyah-beyaz  karşıtlığına dem vuruyor.  İki saati aşkın bir film ama kesinlikle kendini farkettirmeden akıp geçiyor. Spoiler vermemek  adına fazla yorum yapmıyorum ama izleyenler veya izlemeyip izledikten sonra okumak isteyenler için sizlere ekşiden şu entaaariyi paylaşıyorum. Çok iyi bir şekilde filmi özetlemiş  .




Tamam itiraf ediyorum film izleidkten bir müddet sonra bende de durduk yere TOWANDAAA diye bağırma isteği oldu oluyor hala oluyor tutamıyoruz amazon kadınlarının ruhu burada canlanıyor uhuuuu izlemeyen kalmasın ..

Şu aralar film yazılarına yöneldim bir sonrakiiii yerli yapım  🔜 Tereddüt


(Doğrudur yazıyı pazar başlayıp pazartesi bitirdim , neden ama ? Pazartesine anlam katmak için pazar'ertesi pazardan kalıntılar bırakması lazım ki anlamını bulsun sevgileer ..)

13 Temmuz 2017 Perşembe

Jim Jarmusch// Paterson

Küçük bir kutunun içinde her gün aynı yemeği yiyip aynı suyu içeğinizi ve hiçbir şey yapmayacağınızı söylesem ne yapardınız ? Şüphesiz hepiniz korku dolu gözlerle bana bakar kabul etmezdiniz ama farkında olmadan sizi o kutunun içine hapsetsem ne yapardınız yaşamaya devam ederdiniz çünkü kabul etmekten başka çareniz olmazdı ..

Hepimiz bir kutunun içindeyiz kimilerin kutuları büyük kimilerinin küçük ortak paydamız hepimiz bir şekilde o kutunun içinde yaladığımız anlardan "zevk almaya " çalışıyor oluşumuş .

Evet en son filminde bana göre bunu anlatmaya çalıştı  Jim Jarmush , şiirin modernize olmuş halini senaryo ile nasıl harmanalabileceğini göstermiş bir kibrit çöpünden nasıl büyük bir aşk şiirinin çıkabileceğini ufak bir kıvılcımın nelere mal olabileceğini naif  ve sade bir şekilde izleyiciye göstermiş  .

"Paterson " Son filminin adı Jim Jarmusch 'un  sıradan bir çiftin sıradan bir amerika şehrindeki hayatını  akvaryumdaki balık misali anlatıyor .  Jarmusch severleri oldukça heyecanlandırdı son filmi ben ise ancak izleyebilip yazabildim başrolde Adam Driver  bir otobüs şöforü canlandırıyor onun eşi rolünde ise daha önce iranlı güzel aktris  Gülşifte Ferahani var , filmde en çok hoşuma giden ve yakın bulduğum karakter buydu aslında gördüğü her şeyi boyamaya çalışı deneysel yemekler yapıyordu biraz maymun iştahlıydı ama olsun oldukça eğlenceli bir karakterdi 

Jim Jarmusch  malunuz  olduğu üzere amerikanın bağımsız sinemacılarından coffe and cigarrette filmiyle palma dor'e büyük ödülünü kazanmıştı Cannes 'te seveni  sayanı ayrıdır o yüzde spoiler vermek istemiyorum ama diğer filmleriyle biraz  farklı olduğunu söyleyebilirim ne müziklerini Tom Waits yaptı (tom waits ile bütünleştirmiştim halbusem ) ne neil young ne ıggy pop vardı ne de siyah beyazdı ama güzeldi güzel zamanınızı ayırın ve bu filmi izleyin zaman demişken  ; 

“bize küçükken üç boyut olduğu öğretildi; uzunluk, genişlik ve derinlik... sonra, dördüncü bir boyut daha olduğunu öğrendik; zaman.”


12 Haziran 2017 Pazartesi

Eski Roger Waters 'ın Yeni Albümü


Değişimi kabullenmek insanoğluna her daim çok zor gelmiştir bu değişim her ne alan da olursa olsub zorluğu konusunda kanıksamaz bir gerçek vardır . Müzikte de bu geçerlidir her gün bir yeni grup ekleniyor bu camiayı ve eskiler unutuluyor veya dağılıyor bir çoğu bir insan ömrü kadar bile dayanamıyor  dayanabilenler yok değil  ama onlar yılların vazgeçilmezleri olup efsaneleşiyorlar .. Pink Floyd mesela  köydeki mehmet ağa bilebilir kesin bilir diyemiyorum zira burası türkiye geçen ülkemiz popüler kültürüyle zehirlenmiş pop kolik gençlerinden birisiyle müzik muhabbeti çevireyim dedim   demez olaydım  , olayı aynen aktarıyorum .

(Bahsi geçen kişi tüm gün pop şarkılar çalmaktadır sonra bir an heyecanla)
X: Yeni şarkısıı çıkmışşş
B: Albümü çıktı albümü
X: Yok ya single sanırım tek şarkı baksana
B : İsmail YK !! 
X :  Evet sen ne sandın , hep rock mı dinleyeceğiz (Gülşen ne zamandır rock ?!!)
B : Hep rock olmasa da jazz dinleyebilirsin mesela pink freud var tavsiye ederim
X : Hııı biliyorum ben onları ya biraz şeey onlar ,herkes dinliyor di mi  ondan dinlemiyorum
B: *_o hmm peki .

Kahramanımız sefer rock ile jazzı  karıştırmakla birlikte bu sefer Pink Floyd ile Pink Freud'u   da karıştırdı
Bilmemek ayıp değil öğrenmemek ayıp ama gençlerimiz nedense kabul etmiyorlar olsun  Roger Waters 'ın yeni albümünü beklerken ismail yk ile sarsılmam yetmiyormuş gibi bir de pinkler 'i karıştıran bu insanlarla mücadele etmeye devam edeceğim müzik evrensel müziksiz olmaz güzel melodiler herkesin hakkı o yüzden sizlerle de güzel bir albümü paylaşmak istiyorum bazılarınız eminim şimdiden dinlemiş favorilerini belirlemiştir  .   ♫

Roger Waters en son 1992 de amused to death isimli bireysel bir albüm yapmıştı uzun bir aradan sonra yine "is this the life we really want" isimli albümü yapması sevenlerini eminim çok sevindirmiştir kimileri yenilik yok demişler vicdansız mısınız acaba öyle yorumlar yapıyorsunuz ya da albümün hepsini dinlemediniz yapabilecekleri dönem olarak devrimi yapmışlar daha ne değişimi istiyorsunuz adam bir anda elektro müziğe mi geçsin yoksa rock yapıyorum diye araya kemençe mi atsın nedir yani bu değil ki albüme bayıldım mı  hayır ama yine de güzel bir albüm olmuş özelliklle bunlar dinlenmeli ;

bird in a gale 'i aman dikkat biraz hızlı bir başlangıç var dinlerken bir an ne oluyor yahu dedim şaşırdım
picture that olmuş . radio kaos a biraz selam çakıyor evet ama yine de olmuş.

ocean apart wait for her şarkısının hemen arkasından bütünlüğü bozmadan martı sesleri eşliğinde 1 dakikalık ninni

part of me died " ıt would be better by far to die in her arms" diyen bay waters aradığımız kanın bulunduğunu haber ediyor

hiç istememekle birlikte umarım kaderi (bkz: blackstar)'a benzemez ♫♫♫

14 Mayıs 2017 Pazar

30/15 days music challenge. 🌖🌗🌘🌑

Sorulardan çok cevaplar önemli belki de cevaplardan sonra soruların önemi kalmıyor ..

Sorular burada tık tık 










6 Mayıs 2017 Cumartesi

İZmir FUar 'nın Bİtpazarı BAhar ın FOLK SEverleri



Nisan ayı su gibiydi ankara istanbul ankara izmir derken  her haftaya bir büyükşehir sığdırdım ve sonunda mayıs ayına gedik bu sene bahar birazcık geç geldi  ama sonunda   tüm güzellikleriyle geldi bahar gelince herkes de bir doğayı kucaklama hissi olmuyor mu ? Sizlere doğayı kucaklarken kulağınızdaki kuş seslerine eşlik edecek bir folk listesi hazırladım , iyi dinlemeler 

 


İzmirdeki bit pazarını daha öncesinde yazmıştım tekrara düşmek istemiyorum hala çok güzel tek farkı suriyelilerdeki artış onun dışında hala istediğimiz her şeyi bulabiliyoruz arkadaşım nba nın oyuncularını anlatan eski kasetlerden aldı bir de snoopy'nin kaseti  onun dışında ben bir şey almadım zira kendimi kitap fuarına saklıyordum ama boşunaymış kitap fuarı beklentimin altındaydı belki son gün olduğu için bilmiyorum ama fiyatlar bir fuara göre uygun değildi güzel yanı sahaflara yer verilmesiydi gerçi yaklaşık 8-9 senedir yer veriliyor ama bu sene sadece onlara has ayrılmış bir salon vardı keşke daha çok olsalar toplasan 6-7 tane sahaf anca vardı . Sahafları dolaşırken komik  bir diyaloğa  şahit oldum , 14-15 yaşlarında bir çocuk yanında annesi sahaf&antika sergisindeler önlerinde antikacılarıın vazgeçilmezi eski paralardan oluşan bir sepet var annesi bir şeyler arıyor çocuk annesine " hiç anlamıyorum 50 kuruşu neden 1,5 liraya alıyoruz " dedi 😄 belli ki ilk defa gelmişti olsun hayat bu tatlı anlarla güzel ..

Bir de baharın gelişiyle birlilte şöyle güzel bir haber aldım çok sevgili komşum öneri makinesi bu sefer de bize meydan okuma önerdi hem de müzikli bir öneri katılmak isteyen olursa yarın başlayacak , ben muhtemelen haftalık olarak katılacağım en sonunda da liste yapma fikri de oldukça hoşuma gitti katılmak isteyen olursa tık tık

25 Nisan 2017 Salı

Korna Çalma TOMA ; anKARA

    Bir gün bu ülkeden gidersem özler miyim acaba diye düşünmeye başladım bu kötü bir  düşünce daha önce olmayan bir düşünce özleyeceğim kesin olan bir düşünce ama asıl soru nasıl bir evrimleşme geçirdim de bu düşünceye saplanıp kaldım bilmiyorum bilmediğim diğer çoğu şey gibi ,Haftasonu Ankaradaydım   bana ciddi anlamda soğuk davrandıAnkara  caaanımm Egem diye koşa koşa geri döndüm ege bir b'aşk'a kim ne derse desin dün bu saattlerde kat kat giyinmiş bir vaziyette  dolaşırken şuan ince bir gömlekle pencerem açık oturuyorum . Tabi sadece havası değil insanları da daha bir soğuk haklılar da tabi ben de şehrimin en işlek meydanında böyle bir TOMA görsem benim de bütün pozitif duygularımın yerini negatiflik alırdı

Ama ben ne yaptım ufo gören köylü gibi hiç takmadan klasik bir Egelinin yapacağı davranışı gösterdim bu şaheseri(!) fotoğrafladım çünkü niye yapmayayım?  
Sıradan basit bir günde sıradan basit bir yolda sıradan insanların içinde o toma 'nın işi neydi ? güvenlik için tabiki neden olmasın ama kimi kimden koruyoruz korumalı mıyız dahası ilerde çocuklarım böylesine korku dolu ve güvenliği olmayan bir ülkede şehir de mi büyümeli ?

            G ibi bir çok düşünce kapladı içimi o ara hala sağdan çekeyim dur soldan çekeyim diyordum kii TOMA 'dan korna sesi geldi , canlı olsa insana alerjisi var diyeceğim resmen insana karşı meydana gelmiş .Ne olmuş iki fotoğrafını çektiysem ? Dedim mariposa yavaştan git yoksa birazdan su da gelir zaten üşüyorsun ıslak ıslak hiç çekilmez bi koşu yönümü değiştirdim.


         Güzel şeyler de olmyor değil , yıllardır kuzenimden vermesini istediğim gitara sonunda kavuştum mesela , insanların bir çoğu bir heves müzik aleti alıyorlar, spor malzeesi ya da hayvan ediniyorlar ama merakları geçince bir kenarda eskimeye bırakıyorlar aynısı bu gitar için de geçerliydi yıllar önce kuzenim alıp bir kenara eskimeye bırakmıştı sonunda taşınırken ikna oldu da bana verdi şimdi aynı şey benim kendi gitarım için de olsun istemyorum bu yüzden birini satmak en mantıklısı hatta birini satıp elektro almak belki en mantıklısı bir şeyleri satıp başka şeyler alıyoruz ya da satmadan alıyoruz üretmeden tüketiyoruz bu pek  kabul ettiğim bir şey değil dönüşüm için karşı durduğum bir şey üretmeden tüketmek satmadan almak, bu düzen böyle işliyor malesef en çok talep edilen  devam ediyor diğerleri yok olmaya mahkum ama direniyorum bu düşünceye .(hih toma ve direnmek kelimesini aynı yazı içerisine kullandım valla kötü bir amacım yok hadi tomaya tomacık, direnmeye de azmetmek diyelim )

        John ile Yoke nun aşkının film olacakmış  Michael De Luca  da filmin yapımcılığını  üstlenecekmiş film sevgi cesaret ve aktivizm üzerineymiş,  konformist çocuklara aktivist film  bence adını bu olsun aynı zamanda filmin kısa özeti niteliği de taşır hem ;).

          Ah! Cosmos ve Away Days diye Türk müzik grupları var Türk bunlar Türk dinleyin ya da durun liste yapayım.Zaten büyük listeler sizi bekliyor çok yakında

         Hurts ün yeni single nı dinlediniz mi bence dinleyin o karamsar melankolik havadan çok haraketli aşk , şehvet ve ihtiras dolu bir şarkı olmuş klibi de öyle
(Hurts - Beautiful ones)







19 Nisan 2017 Çarşamba

🌼Bir İstanbul Seyahati 🌼 Dolapdere Bit Pazarı &İstiklal

 Binler hatta yüzbinlerce insan var toplanmışlar bir ceviz kabuğuna milyonları oluşturuyorlar her çıktığınız tepede yeni bir beliriyor önünüze her sokak başka bir sokağa açılıyor , çıkmaz sokak yasak yasaklar kural tanımıyor biri tanısa diğeri tanımıyor her yer insan her yer çöp her yer acı ve mutluluk birbirinden o kadar farklı ki bir o kadar da benzer milyonlarca insan bir kabuğun içine sığınmış sanki kaostan kaçmak isterken kendi kaoslarını yaratmış gibiler sabah erken kalkanlar akşam geç yatanlar  sevenler sevişenler yalnızlar kahve içenler içmeyenler , kimilerine veda kimlerine yeni başlangıçlar milyonlarca kişiye milyonlarca ayrım hepsinin ortak yanı sığındıkları tek bir yer burası bir kabuk ,İstanbul .

İlk defa çevrem de  gördüklerim göreceklerimin teminatı olsun istemedim bu sefer , güzel şehir istanbul aşk dolu ama belki yağmurundan hüzünlü geldi bu sefer bana , üstelik bir o kadar eğlenceli ve farklı deneyimleri yaşamışken . Çevrede esen kara çarşafın içinde yok oldu düşüncelerim ve insanların suratlarındaki çaresizlik seçim şarkılarına karıştır bu sefer .
Yazın daha bir eğlenceliydi sanki insanlar daha mutluydu belki o insanlar hala mutludur mutsuz insanların oranlarındaki artış  şehrin görüntüsünü değiştirmiştir. ya da kişi kendisi gibi görür insaları yazın daha mutluydum sanki Kimbilebilir , bilen bilir 3 milyonu kapıda. Neyse .

İstanbul iş için gittim iki üç gün kaldım ilk gittiğim gün ben de kalsın ;) ( kıps)
size önce üçüncü günü  anlatacağım ,

Bit pazarlarına merakımı biliyorsunuz daha önce bahsetmiştim  İzmir Bit Pazarı  gittiğim şehirlerde bit pazarları var mı diye özellikle araştırıyorum çoğunlukla bir şey almıyorum aslında ama  bit pazarları alışverişten öte eğlence benim için bir nevi sosyolojik seyre dalıyor gibiyim . Evinize misafir geldiğinde ayrı odanız vardır her şeyin güzeliğini ona göstermek ona vermek istersiniz hatta bu yüzden ayrı misafir odaları bile yapılır misafir baş taçı edilir  aynı şey şehirler için de vardır şehir dışında gelen insanlar için  şehrin güzel yerleri cazibe merkezi haline getirilir en güzel yerler hep turist akınlarına hazır ve nazır bir şekilde açıktır . 
Açıktır açık olmasına Ama ben  gittiğim evin yaşamını merak ediyorsam kendimi misafir değil o aileden biri hissetmek istiyorsam ne olacak ?  Misafir odasından yaşam odasına geçmek kolaydır  maksimum iki kapı bir koridor geçersiniz peki ya şehirlerde nasıldır , mutlak zengin azınlık çoğunluğun  takıldığı sözde gözde mekanlarda takılmamaktır elbette oralara da gidilmeli  ama sadece o yerlere giderek bir şehri özümseyebilmek  kolay değildir her iki yönü de görülmelidir insan gibidir şehirler keşfettikçe heyecanlanır merak edirsin , keşfettikçe seni içine çeker . Keşfetmek için ben İstanbul'un hem misafir odasına hem de yaşam odasına gitmek istedim , yaşam odası sadece bit pazarı değil tabi ki bu benim için sadece bir başlangıç ..

Şu açıklamayı da yapmalıyım yatak odasına girmem İstanbul'un saygılıyım  ( ya da korkağım mı desem ;) )


İstanbul her semtte farklı bit pazarları var , FeriKöy Bit pazarı ,Dolapdere Bit pazarı  , Maltepe Bit pazarı , Kadıköy Bit pazarı , Küçükpazar Bit pazarı  gib gibi bir çok pazar var  . ve bir çoğu bit pazarlarının vazgeçilmez günü olan pazar günü kuruluyor haliyle vakit te sınırlı olunca insan hangisine gideceğini şaşırıyor

 Ben beşiktaşta kaldığım için feriköye gitmek istedim hem bit pazarı hem antika pazarı olduğu için  fakat  yürürken aniden kendimi dolapdere bit pazarında bulduğum için feriköye gitmedim , hayatın böyle oyunlarını seviyorum . Ve her daim böyle açık kapılar bırakıyorum yaşamımda hata payı diyor terziler ben yaşam payı Diyorum.

Gelelim Dolapdere BitPazarına nasıl gidilir ? Sorusuna ilk defa istanbula gelecekler için yapmanız gereken bir alternatif yolu anlatayım öncelikle otobüsten Alibeyköy 'de inip servisleri kullanıp  herhagi bir metro durağında inip Yeni kapı istikametine   giden bir metroya bindiğinizde Osmanbey durağında inip sol taraftan yokuş aşağı sallanmak olacaktır . çok değil 5-10 yürüdüğünüzde sağ tarafta birer ikişer tezgahlar gözükmeye başlayacak başladığı anda sırt çantanızı önünüzde duracak şekilde taktıktan sonra ilk sokaktan sağa dönüp vira yelken dalıyorsunuz pazara . Çanta olayını özellikle söyledim pazarda bir tezgahta bir kadınla sohbet ederken az önce çantamı açtılar diye uyardı daha önce şu çanta açma olayı Paris te başıma gelmişti adam dibine kadar geliyor bir anda farkedince şoka  giriyorsun hoş duygular  değil  o kadınla konuştuktan sonra biz de çantalara sahip çıkmaya çalıştık yanımdaki arkadaşım anlamıyorum diyor zenginler avm de ya da lüks caddelerde takılıyor bit pazarında zaten fakirler var fakir neden fakiri soyuyor, kapitalizm deniliyor buna dedim ve kapitalizmin karşıt bit pazarında yoluma devam ettim .
Daha önce gittiklerimde bu kadar farklı gelmemişti zira bu pazarda sanırım tek türk bendim epey siyahi ve arap vardı ve satılan şeylerin çoğunluğu kitaptan öte yaşamını idame ettirme yönünde şeylerdi , ne gibi derseniz şöyle
sırasıyla neler var diye sayalım ; Bir adet not defteri , kalemler , oyuncaklar oun yanında avize  onun yanında fenet , hoparlör kablolar , kağıt bardak sol taradta pil onun yannda ayakkabı ve ayakkabının yanında hanım ağa çorbası *-* evet çorba, ayakkabıın yanında çorba satılan bir pazar , hayat dolu süprizler önünüze ne çıkaracağını bilemediğiniz bir yer, 50 krş film cdlerin satıldığı bisiklerin , tost makinelerin bolca sizin vintage diye yüzlerce lira bayıldığınız kıyafetlerin  yer aldığı bir yer

Üzülüyorum şu sağdaki  tabloyu almadığıma  her seferinde illaki böylebir pişamanlık duyuyorum soldaki ablalar da  türkiyenin siyahisi gibiydi sanki doğma büyüme buralı gibi her yönüyle türk insanı anlatılmaz yaşanır .:D


Aradaki ikinci günde ise ,yine arkadaşımla taksimdeydik onunla buluşmadan önce Gezi'ye gittim biraz dolaştım oldukça sakindi ;) daha önce gittiğimde görmediğim  belki de yeni yazılan ya da benim yeni hak verdiğim  bir duvar yazısını gördüm, duvar yazılarını  seviyorum .Virginia nın " yaşam bir rüyadır uyanmak öldürür " yazısını hatırlattı bana , aslıdna her ikisi de doğrudur. yaşam ve rüya iç içedir bu dünyada ..


Arkadaşımla buluştuktan sonra  J'adore a gittik , daha önce gitmemiştim ,altı üstü bir çikolata ne kadar iyi olabilir ki diye düşünüyordum ama kesinlikle öyle değil ilk ağza aldığınız andan itibaren bütün hücreleriniz uyarılıyor gerçekten harika bir lezzet , oranın meşhur oh la la beatrice  inden yana tercihimi kullandım meyve ve keklerin üstüne çikolata eritilmiş mükemmel bir lezzetti

Bu da o günün hatırası olsun diye çektim istiklal caddesinde inerken sağa saptığınızda panayia kilisesinin hemen bitişiğinde zaten muhtemelen dışarda sırayı görünce farkedeceksiniz ( evet sıra vardı hep oluyormuş )  içerisi küçük ama şirin fransızca şarkıları da bir o kadar güzel tadlış bir ambiası olan bir yer özellikle  o doğallığı bozmadan bugünlere getirmeleri oldukça hoşuma gitti.

Ve tabiki tüm görkemiyle  Galata Kulesi, değişmem hiçbir yere ..






...
Son olarak; Unutmayın Kaybolmadan Keşfedemezsiniz Bir Şehri

10 Nisan 2017 Pazartesi

Ayrı'k Otu

Kendime şaşırıyorum halen daha delirmemiş olmama şaşırıyorum bu dünya benlik bir yer değil bu konuda eminim ama bu dünya kime göre bilmiyorum . İnsanlar dünyanın düzeni insan davranışları kimlikleri istekleri tavırları düşünceleri her şey anlamlandırmaya çalıştığım o kadar şey var ki birçoğu yaşanılmadan biten bazısı yaşanılığ tüketilen..

Başka bir yaşanılabilir dünya var mı bilmiyorum ama Bu kadar eşitsizliğin olduğu başka bir dünyanın olmadığına eminim . Bu kadar büyük farkların içerisinde delirmeden her gün hayatın rutinleri içerisinde hayata kendini bırakabilmek mükemmel his olmalı. Bilmiyorum ben bırakamıyorum

Bir günde ; 

Etiler-dolapdere- nişantaşı- taksim - tarlabaşı- kadıköy- eminönü - beşiktaş 

Turlamanın bilançosu ağırdı. Diğer iki günü saymıyorum saysam neyse ,

Anlatacağım.

5 Nisan 2017 Çarşamba

İst > Ank

(The Irrepressibles - In This Shirt /Röyksopp Remix/ )

Perdeler açılır kapanır insanlar gelir geçer hayatlarımızdan kimisi nokta kadar yer kaplamazken kimisi bir paragraf oluverir aniden farketmeden kimisi tükenmez kalemle yazılmıştır silinmez kimisi kurşun yıllar geçtikçe ne kadar itina göstersen de silinen

Perde açılır müzik başlar dansçı kızlar  sahnenin bir ucundan bir ucuna arşınlar ortadaki figürü görmez bir çok seyirci gören gözler ise görmemezlikten gelir bir ifade bir tepki bir bakış arar çoğu zaman figüran nokta kadar yer etmez seyircinin hayatında öyledir çünkü figürandır o başroller kapılı,kapalı kapı kapılı

İnsanlığın ortak sorunu bu her şeye çok anlam yükleriz dansa müziğe insanın kendisine kapanınca perde bizim için bitecek olan bir gösteri gibidir halbuki hayatta birinin figüranı bir diğerinin baş rolü olur. Kimisi alır kalemi kendisi yazar paragrafını kimisi bekler durur bir nokta için
İyi ya da kötü perde kapanır mühim olan perde kapanmadan müzik susmadan dansçılar durmadan sahneyi görebilmek sahneyi yaşabilmektir.


Tekrara düşen her şey gibi Ankara'nın da anlatılası yanı yok size İstanbul'u anlatacağım yeniden .



*İstanbulda olan için  ben şöyle bir aktivitelere göz gezdirdim 8 Nisanda  apocalyptica ve mor ve ötesi konseri var gitmek isterseniz,
1 nisanda da the black heart procession konseri vardı gidemedim sonraa  profesyonele bilet yine bulamadım ,başka bahara kaldı

3 Nisan 2017 Pazartesi

sea on the sky

Boş bir kıyıda bekleşip duran gemiler gibi bekleşir durur yüreğimiz üç atış beş atış sonrası güvenli liman bulma umuduyla veya ümidiyle yola çıkar bütün gemiler biraz kendinden emin biraz da mağrur üç beş adım sonra .. kaçıncı kez dinlenir bir şarkı aynı plak kaç kez döner bir gramafonda bir iki üç beş sayısı unutulur gemiler hep gider plak hep çalar insanlar hep büyür bazen ölür  
gelin size bir hikaye anlatayım büyümek istemeyen bir çocuğun hikayesi veya büyüyüp de küçülmeye çalışan birinin bir şeftali bin şeftali misali farkettim ki o kadar zor değilmiş bu oyunda kazanmak biraz mağrur olmak gerekiyormuş zeytin gibi ne tatlı ne acı hafif ekşimsi ve tuzlu ama bir o kadar zevkine dem vurmalıymış 

işte gidiyor bir adam bir elinde dün aldığı plaklar diğer elinde dünden kalma ekmeğiyle sarmaştıracağı bir avuç zeytin çıkını son gemiye binip gitme bütün umudu gittiği yerde büyüme bütün umudu anlatacak yeni hikayeler lazım çünkü ona yaşlandığında söyleyeceği yeni şarkılar öğrenmeli yeni limanlara yelken açmalı açılan yelkenlilere binmeli , sigarayı bırakmalı mesela belki ıslık çalmasını öğrenmeli gittiği yerler orada kalmalı unutursam diye üzülmemeli.

Bir adam bir gemi ve denize düşen zeytin çekirdekleri  balıklara selam veren dalgalar ve geride bırakılıp denize karışan her bir köpük ..




 
(Dirty three - sea above sky below)

18 Mart 2017 Cumartesi

hayır henüz delirmedim*3


Küçük dünyalar sunar yaşam bize , birbiriyle iç içe geçmiş milyonlarca dünya bir arada yaşam ya çalışır bir komün içinde birbiriyle aynı şeye ihtiyaç duyan varlıklardan öte değiliz hepimiz sevmek ve sevilmek istiyoruz hepimizin ortak gayesi mutlu olabilmek , bir hedef veriliyor daha doğduğumuz andan itibaren o hedefin sonunda ödül olarak zevk sefa veriliyor bize  mutluluk olarak yansıyor bütün bunlar ah ne kolay küçük şeylerden mutlu olabilmek ve ne kadar zor küçük yaşamlar içerisinde sıkışık kalmışken bir ileriye gidebilmek , değişmeyen sabit değerler var birbirine benzeyen milyonlarca şey dünya bir simülasyondan ibaret buna inanıyorum elimde kanıtım yok diğer inandığım şey ise şuan ki mevcut duruma yönelik akıl yürütecek kadar zeki olamayışımız , hani diyorlar ki nesiller geçtikçe hımbıllaşıyor diye , hımbıllığını bilemem ama geçen okuduğum makaleye göre yıllar geçtikçe insanoğlunun zekası artıyor artan bu zeka malesef hala hayatı anlamlandırmaya yetmiyor , neden  fiziksel sabit rakamların ötesine çıkamıyoruz fiziksel sabit , vakit geçtikçe çürüyen meyve gibi insan beyni yıllar geçtikçe soruları içerisinde cevaplar aramaya çalışırken kokuşuyor kendi gözünde dünya olan güzelliyle etkilemeye çalışsa da sabit değişmezlerin varlığı insanın her şeyden soğumasına yeterli geliyor ,hepimiz tutsağız aslında bu dünya ne kadar milyonlarca küçük dünya olsa da  hiçbir şey yapmadan ölümü bekleyen bir insan bile olsak hayat olabildiğine çekilmezliğiyle yine gülümseyecektir. tatlı acı .. Dünyayı kötülemiyorum kimine göre cennet kimine göre cehennemdir dünya orası şahsidir ama şu bir gerçek................... 
 .
.
.
.
.
.
 ( Herkesin gerçekliği kendine burayı ben dolduramam. )

Herkese İyi hafta sonları olsun. 





Gelecek yazısına geçmiş şarkıları ekliyorum. Çünkü birinin geleceği diğerinin geçmişi olabilir..

19 Şubat 2017 Pazar

MÜLKSÜZLER / BULANTI / SEBASTİAN KNİGHT'IN GERÇEK YAŞAMI

Kitaplara blogumda pek fazla yer vermediğimin farkındayım ama bu değil ki okumuyorum okumak benim işim ama malesef buraya yazabilecek vakti pek bulamıyorum bulduğum kadarıyla bir kaç hoş alıntı yapmak istedim , iyi ki böyle yazarlar var :)




MÜLKSÜZLER
URSULA K. LE GUİN
METİS YAYINLARI
ÇEV:LEVENT MOLLAMUSTAFAOĞLU
12.BASIM

**Nerede mülkiyet varsa orada hırsızlık

**Bir hırsız yaratmak için, bir sahip yaratın; suç yaratmak istiyorsanız, yasalar koyun.' Toplumsal Organizma."

** Peki. Kilitli odalarda kâğıtlar varsa, odalara girmek için anahtarları olan insanlar da vardır!

** Ama balığı tanımak için yüzmeye, yıldızı bilmek için parlamaya gerek yok...

**Ama hiç bir şey getirmemişti. Elleri bomboştu, her zaman olduğu gibi.


BULANTI
JEAN PAUL SARTRE 
CAN YAYINLARI
ÇEV: SELAHATTİN HİLAV
3. BASIM



**Zaman denilen de bu işte, çırılçıplak zaman, kişinin varlığına usul usul geliyor, bekletiyor kendini, ama bir kez de gelince midesi bulanıyor insanın, çünkü zamanın çoktan var olduğunu anlıyorsunuz

** Kişi yaşarken hiçbir şey gelmez başına. Çevredeki nesneler, görüntüler değişir, insanlar gelir, insanlar gider, insanlar girer, insanlar çıkar, hepsi bu. Hiçbir zaman başlangıç yoktur. Ezgisiz, nedensiz günler günleri izler, bu bitmek tükenmek bilmeyen, tek düze, yayan bir hesaptır.

**Aslına bakarsanız bir andan başka bir ana geçişimin bilincine varamadım Ne var ki birdenbire kökün varoluşunu düşünemez hale geldim. Silinip gitmişti varoluş. Boşuna tekrarlayıp duruyordum: Kök va-roluşuyor, hâlâ burda, kanepenin altında, sağ ayağımın altında diye, ama ne söylesem boşunaydı. Varoluş kişinin uzaktan uzağa kendisini düşünmesine izin vermez. Sizi anîden kuşatması, üstünüzde durması, kımıltısız kocamanbir hayvan gibi bütün ağırlığıyla yüreğinize çökmesi gerekir, bunu yapmadığı takdirde varoluş diye bir şey kalmamıştır ortada.

**Madem hepsi birbirlerine benziyorlar neden bu kadar varoluş vardı?» Hepsi birbirinin aynı olan bu kadar ağaç neye yarardı? Nice varoluş eksiliyordu, sonra inatla yeniden doğuyor, sonra yeniden eksiliyor... sırtının üstüne düşen bir böceğin dönmek için acemice tükettiği çabalar gibi.

** Zaten bu yüzden kızdığım da yok sana; hiç bir şey açıklayamamıştım ki! Kördüğümidüm, kimseye söz edemiyordum bundan, sana bile, özellikle sana söz edemiyordum
Zavallı. Talihsiz adam. İlk kez iyi oynuyor rolünü, ama tiyatro bomboş. Haydi uğurlar olsun.

**Şu an «ben» derken garip bir boşluk var içimde, nedir «ben?» Kendimi eskisi gibi hissedemiyorum, öylesine-unutulmuşum. Gerçek olandan bende kalan tek şey, var olduğunu duyuran bir varoluş

**Gece çöküyor, Printania otelinin birinci katındaki iki pencerenin ışığı yandı. Yeni Istasyon'un şantiyesi alabildiğine ıslak odun kokuyor: yarın yağmur yağar herhalde Bouville'e.


SEBASTİAN KNİGHT'IN GERÇEK YAŞAMI
VLADAMİR NABOKOV
İLETİŞİM YAYINLARI
ÇEV: FATİH ÖZGÜVEN
4.BASIM


**Ülkedeki her insan eğer zorba değilse tutsaktı .İnsan ruhu ve insan ruhuna ilişkin her türlü hak kişinin elinden alındığından , insanı yönetip yönlendirmekte bedensel acıların çektirilmesi yeterli sayılageldi 
zaman zaman devrim denen bir olat olur tutsaklar zorbaların yerini alırdır sonra yine tersi bu hep böyle   giderdi..
Karanlık bir ülke cehennem gibi bir yer beyler.Kesin olarak bildiğim bir şey varsa da o da yaşamım boyunca sürgünlüğümün özgürlüğünü anavatan denen o berbat soytarılığa değişmeyeceğimdir.

**Birdenbire , orada hiçbir neden yokken Sebastian için öylesine üzüldüm ki ona gerçek bir şeyler ,kanatları yüreği bir şey söylemek istedim ne var ki arayıp da bulamadığım o kuşlar ancak çok sonra tek başıma kalıp da artık sözcüklere gerek duymadığımda geldiler birer birer omuzlarıma başıma kondular.

** Sebastian'ın yaşamının anahtar sözcüğü yalnızlık idi kader istediğini sandığı şeyleri bir yoluna çıkarıp yabancılık çekmemesini sağlamaya çalışıkça bu çerçeveye ya da herahngi bir çerçeveye sığma konusundaki yetersizliğini daha iyi fark ediyordu.
**Aşk'ta temelden yanlış bir şeyler olduğu düşüncesinden bir türlü kurtulamıyorum. Dostlar kavga eder birbirlerinden uzaklaşırlar yakın akrabalar da öyle ama aşk'a yapışıp kalan bu yürek sızısı bu duygu yükü bu ölümcüllük yok mu ... dostluk'ta bu lanetlenmiş surat yoktur hiç neden nedir bu aşktaki  şey ? Seni sevmekten vazgeçmedim ama o hayal meyal sevgili yüzünü öpmek artık elimden gelmediği için ayrılmamız gerek , ayrılmak zorundayız. Niye böyledir bu ?Bu ısrarlı kendine özgüllük nedendir ?Kişinin binlerce dostu olabilir ama aşk yoldaşı sadece bir tanedir. Benim söylemek istediğim haremlerle  filan ilgisi yok , dans etmekten söz ediyorum  ,beden eğiiminden değil . Sanır mısın koca bir Türk dört yüzz karısından her birini benim seni sevdiğim kadar sevsin ? Bilir misin , ağzımdan "iki" sözü çıktı mı sevmeye başlamışımdır artık , ardı kesilmez bunun bir tek geçrek sayı vardır ; bir .Ve galiba bu benzersizliğin en güzel imgesi de aşktır. 

(Woman's Hour - To The End )

18 Şubat 2017 Cumartesi

üçün biri

Masada üç adam biri içiyor diğeri içmiyor öbürü içene bakıyor hani desem ki birine neden diye sorsam diğeri öbürüne sorar aynı soruyu biri cevaplar her zamanki gibi içtiği yetmiyormuş gibi yetmez hiçbir zaman yettiğini sanır insanoğlu her zaman bir fazlasını ister birse iki olmak ister ikiyse üç gözünün önündekini göremez çoğu aman bir dalgadır onu yaşatan hüzün dolu anlamsızlıklar içnde bir ateş topudur masanın başındaki adamların yüreğindeki bir top futbol değil kan topu bir de kan şurubu insanları öldürmek için biliyorsunuz içmedi öbürü diğerine verdi diğeri içmez biri içer ona verdiler o da koydu sıraya içmek için sırası vardı bir piyanonun her bir tuşuna vurulması gibiydi adamlar her birinden farklı sesler  çıkar ama birken bir anlam ifade ederler o masanın etrafında biri  içerken diğeri içmez öbürü onlara bakar  bakar da bir cevap bulamaz çoğu zaman nerde kalmıştır eskiyen yıllar hesap sorulası yıllar biri öbürünün yanına sokulur neden diye sorar  diğeri susar bilse de susar masanaın başnda üç adam yalnızlığına içiyorlar diğeri içmiyor öbürü onlara bakıyor sonra bir rüzgar esiyor masanın örtüsü havada adamlar yerde rüzgar kafa tutuyor yer çekimine adamlar kaderine yalan yanlış melodikadan bir nağme çalıyor çocuk kafalarını kaldırıp bakmıyorlar sadece  öbürü izliyor birini üç adam yalnızlığına içiyor.

üç adam ne olaki bir köşede birleşmiş her şeye derman olan yalnızlıkarlını paylaşıyorlar her biri diğerinni yerini tutmuş ama aslında birlikte olunca tek bir adam yapan insanlar birinin yerini tutmuş tutmuş yerini üç adam vermiş birine yerini  . Yalnızlık kapılarını çalınca önce öbürü açmış kapıyı diğerini çağırmış biri de çıkıp dememiş ki neden geldin buyur etmişler masalarına , içmişler yalnızlık ve biri diğeri içmiyor öbürü içenlere bakıyor.


11 Şubat 2017 Cumartesi

Buğday Tarlasındaki Pirinç

Kendi sessizliğimle yıkıyorum ortalığı
Belki daha az konuşmalı
Olmamalı yakın
Ve hatta
Diktiğim ekinleri  sökmeli
Sleep Dealer - Imminence

8 Şubat 2017 Çarşamba

Kelebek Ton Balığına Karşı

Üç gün önce bir kelebek girdi odaya dünya tatlısı  duvarın bir köşesinde yer buldu kendine , mola verdiğini düşündüm geçerken uğradığını ama üç gün sonra  hala aynı yerindeydi , kelebek güzel kelebek maksimum yaşam ömrü7 gün olan bir kelebek ne diye o azıcık ömrünü boş bir  duvarda geçirmek ister ki dünyada yaşayabileceği onca güzel(?) deneyim varken  ..


    Benden daha güzel bir şey dünyada olamaz dediği için kalkmak istemedi belki  yerinden kendi büyüsünü kendisi bozmak istemedi
     Belki de sadece cesaret edemiyor 7 günlük hayatını  hayatın tehlikeli sularında 3 güne indirmek istemiyordur uzun ve sade bir yaşam korkudan 7 rengin olduğu bir dünyada tek renkle yaşayabilmek . Dünyadaki diğer bütün olup bitenler ilgisini çekmiyorda  olabilir kendini kıyıya vuran balık gibi bir duvar kenarında yok olmayı bekliyordur belki de
Acısı bedenine ağır gelmiş ve ölümü bekliyor da olabilir herkesin kendine göre acısı var bu dünya da kaldırabileceği kadar yük var omuzlarında kimisine bir torba kimisine 30 . 2 tona 30 1 kelebeğe 1toz tanesi bir benek büyüklüğü herkesin kend derdi kendi acısı var bu dünyada

Geçtiğimiz günlerde Norveç kıyılarına bir balina sahile vurmuş sindirim sistemini tıkayan 30 adet naylon ve plastik eşya sonrasında daha fazla acıya katlanamayıp  kıyıya doğru yüzmüş insanlar ne aciz yaratıklarız ölmek bile sorun  bizim için yüzme biliyorsan  kim çıkacak uzaya,bir balık olsan denizin bittiği yer sonun olur bizimse deniz'in başladığı yer yeni yaşamımız.

Her yıl 8 milyon ton plastik denizlere karışıyormuş 8 milyon ton hayalgücüm bunun varlığını zihnimde canlandıramadı deniz canlıların değil canlandırmak yaşıyorlar sayıyorlar mıdır acaba 7 milyon bir, 7 milyon iki ..

Ağladıkları zaman belli olmuyor diye ağlamıyor sanmayın  balıkların onlar da ağlar ama ne kötü ki farkedemez kimse bana sorarsanız onların laneti bu  , belki de ödüldür kim gerçek kim yalan ağlıyor diye sorgulatmaz insana herkes acısını kendi içinde yaşar .

Deniz'lerin sonu yaklaşırken insanoğlu bu ayıp bizim , 

 
  (Balinanın midesinden çıkan plastikler )

Balinayı görmeye hakkımız yok ne kadar büyük ki 2 ton diye düşünmeye de hakkımız yok  utanmak için bunlara ihtiyacımız yok .Bu görsel yeter.

29 Ocak 2017 Pazar

Müzik Ağacından Haberleri Sunuyoruz {3} -max,blackfield,no clear mind, sezen-



1) No Clear Mind

Çok değil bir kaç post öncesi no clear mind 'ı keşfettiğim her gün için şükrediyorum yazmıştım bir kaç gün sonrasın 11 MART 'ta İSTANBUL'da KONSERleri olduğu haberini aldım çok sevindim . açıkçası gitmeyi düşünüyorum üstelik bilet fiyatları da çok uçuk değil komşu indirimi yapmışlar herhalde ^_^
Gitmeyi düşünenler için ; tık tık

No clear mind da kim , ne diye geliyor ki diyenler için Yunanlı Post Rock grubudur severiz kendilerini kısa bir tanıtım için spotify listemiz 





2) Blackfield

Grup hakkında daha önce  Steven Wilson hakkında bir yazımda bahsetmiştim o aralar  grubun dağıldı şeklindeki yalan haberleri çıkmıştı ama bir de baktık kiii 2016 'da 3 sene sonra yeni single  ile bizi yeniden merhaba dediler ama beklediğime malesef ki değmedi 3 şarkıdan oluşuyor  solistliğini steven den öte aviv geffen yaptığı için mi bilmiyorum  hiçbirini beğenmedim yalan yok belki tekrar dinleyince sorry şarkısı biraz sevebilirim Bir an önce eski blackfield günlerinin geri gelmesini temenni ediyorum ..
Size spotify dan bir meet listesi oluşturacaktım malesef bütün albümleri yok sanki bilerek koymamışlar gibi geldi bu spotify konusu biraz farklı durumlar var telif haklarıyla ilgili onu ayrı yazacağım biraz daha araştırmam lazım . O kadar bahsettim şu ciğer söken şarkısını paylaşayım en azından burada solist Stevencım :) 

 


3) Sezen AKSU

Sezen yeni albüm çıkardıııı :) Benim için Öptüm seviyesinde kaldı çok klasik şarkılar barındırdığını sanmıyorum bir " vazgeçtim" şarkısı gibi parçalar yok mesela  içerisinde ama Sakin grubundan coverlardığı "Günaydın Memur bey " şarkısı oldukça hoşuma gitti . Bu benim pop ile ilişkimden kaynaklanıyor da olabilir yoksa  6 sene sonra çıkarılan bir albüme göre pop severleri yeteri kadar doyurucu gelebilir (özellikle sözler bir harika) , ayrıca " İsyancı " şarkısı da çok iyi bu albümden favorilerim bu iki şarkı oldu sanırım , buyrun siz de favorinizi seçin :)


4)Max RİCHTER
Hepimizin sevgilisi Max Richter de yeni bir albümle geri döndü bu beni oldukça heyecanlandırdı çünkü biraz farklı bir albüm özellikle biz Türkler için ülkemizde bu tarz albümler benim bildiğim kadarıyla yapılmadı ,
Albümün adı "THREE WORLDS: MUSIC FROM WOOLF WORKS"   albümün adını duyunca ilk sadece 3 dünya öbeğine odaklanmıştım ve aklıma hemen Çin Komünist lider Mao Zedung'un  3 dünya teorisi geldi ( sosyalistler- kapitalistler-ezilenler) ama işin özü değilmiş , işin özü daha derinmiş .
Max richter 'in bu albümde üç dünyadan kastı    çok sevdiğimiz yazar Virginia Woolf'ün eserleri olan "Bayan Dalloway , Orlando ve The Waves " temalarından oluşan üç parçalı bir yapıya sahip olmasından kaynaklanıyormuş. Evet oldukça ilginç bir albüm ama daha ilginci albümün hemen ilk girişinde sizi Virgina 'nın kendi sesiyle karşılıyor olması Max albümü yaparken araştırmaları sırasında Virginia 'nın kendi sesıyle mrs. dalloway'den yapılan alıntıları tesadüfen bulmuş bu da ayrı bir güzellik katmış , ama en güzeli kapanış şarkısı olarak Virginia 'nın veda mektubunu dalga sesleri eşliğinde Gillian Anderson 'ın seslendirmesi olmuş ölüm ile hayat arasındaki o ince çizgiye dikkat çeken müthiş bir son müthiş bir veda müthiş bir şarkı . .
Şarkının adı  tuesday ama siz sunday dinleyin .



23 Ocak 2017 Pazartesi

Uyku Bir Hastalıktır.


Uyku konusu  üzerine yeteri kadar düşülmeyen bir konudur.   uyku baldan tatlıdır sözünden mütevellit her daim insanın vazgeçilmezi olmuştur peki ya  aslında ihtiyacımız yoksa ? Gerçek anlamda bir hastalıktan öte değilse , sonuçta uyku konusu bilimsel anlamda ispatlanmış bir gerçek yoktur halen daha araştırmalar devam etmektedir .araştırmalarda yapılan hesaplamalar gösteriyor ki 70 yaşına kadar  yaşayan bir insan ortalama 26 saat uykuya harcıyor düşünsenşz insanın o vaktini uyanıkken harcadığı işlerde kullandığını 70 yıllık yaşam olur size 96 yıllık hayat ..uzun vadede 70 ile 96 arasında fark yok gibi gelse de gençlik döneminde emin olun fark edecektir.

İşin biraz daha ayrıntısına girecek olursak  şu anki bilgiler ışığında vücudumuzun uykuya ihtiyacı olduğunu biliyoruz ama nasıl bir ihtiyaç olduğu konusunda bilimadamları halen tartışma içerisinde  kimisi
* vücudumuz uykuyu hasarlı hücrelerin onarımı gibi bazı düzenleme ve idare işlerini yapma fırsatı olarak da değerlendiriyor
*Bazı araştırmacılar uykunun tazeleme ve yeniden düzenleme yoluyla belleğimize yardımcı olduğunu ifade ediyor.
*kimisi İnsan  beyni olan bütün canlıların beyin işlevlerini yerine getirebilmesi için uyku sürecine ihtiyaç duyar diyor
*Bazı araştırmacılar da daha az uyuyanların kalp hastalıkları gibi bazı hastalıklara daha açık hale gelme riskinin yanı sıra yaşam sürelerinin de kısaldığı düşünüyor

Ama asla kesinleşen bir bilgi elimizde mevcut değildir bir çoğu sadece hayvanlar üzerinden yapılmış bir kaç deneyle sınırlı kalmıştır halbuki yine  bilim adamlarına göre vücudumuzdaki hücrelerin kendi kendilerini tamir etme yeteneği her daim vardır. Araştırmacıların tespitlerine göre bu tamir  esnasında faaliyetten uzak olmasına, ya dinlenme veya uyku durumunda bulunmasına da gerek yoktur. Vücutsal olarak dinlenmek için uyku halinin gerekli olmadığına bazı araştırma sonuçlarında görülmüştür.

Öyleyse uyku neden ihtiyaçtır ?
"Denizanası, en ilkel sinir sistemine sahip olan hayvanlardan biridir. Aynı laboratuvarda Trichoplax isimli bir denizel hayvan da incelenmektedir. Trichoplax'ın sinir sistemi bulunmaz. Aynı laboratuvar, ilginç bir şekilde, meyve sinekleri ve faredeki uykuyu ifade eden genleri, bu ilkel denizel canlıda da bulmuştur. Onlar için asıl soru şudur: Uyku, gelişmiş bir beyne ihtiyaç duymakta mıdır? Yoksa uyku için, bir sinir sistemine dahi gerek yok mudur?"

Daha doğru bir ifade ile uykuya gerek var mıdır ? Bakınız uyku sırasında vücuttaki değişimlere ;

*Beyne ve vücuda enerji sağlanır.( Bunu dinlenerek de yapabiliyoruz)

*Gündüz performansına arttırmaya yönelik düzenlemeler yapılır. (gündüz hiç efor sarfetmeyen birisinin uykuya ihtiyacı yoktur sonucu çıkar ki oluyor , acaba sadece bir alışkanlık mı ? )

*Beynin farklı bölgeleri aktive edilir ve rüyalar görülür.(Rüyaların günlük yaşama etkisi henüz kanıtlanmış bir faydası görülmemiştir bir çeşit uykunun hastalık olduğunu gösteren bir semptom olabilir )

*Vücut gevşer ve hareket edemez, kaslar tamamen kapatılır.(Masaj yaptırdığınızı hayal edin ben bir farkını göremedim , her açıdan. )

*Ayrıca ghrelin ve leptin hormonları sayesinde mutluluk, tokluk gibi durumlar sağlanır. ( düzenli beslenme ve çikolata diyorum)

* ve karanlıkta salgılanabilen melatonin hormonu salgılanır.
melatonin hormunun salgılanabilmesi büyük ölçüde önemlidir biyolojik saatimizi ( hormonal dengemizi) normal seviyede tutmaya yardımcı olur ve eksikliğinde veya yokluğunda kullanabileceğimiz aynı adı taşıyan ilaçlar mevcuttur.

işte şimdi tam bu noktada madem uyku anındaki bu değişimleri bir şekilde telafi edebiliyoruz ne diye yaşamımızdan 26 yılı boşa harcıyoruz. Evrimsel olarak baktığımızda bizden çok daha az uykuda vaktini geçiren ya da belli dönemlerde hiç uyumayan eksikliğini hissetmeyen hayvanların gerçeği olduğunu düşündüğümüzde belki de gerçekten uyku tedavi edilmesi gereken bir hastalıktır .

ve tüm bu sebeplerden dolayı gelecek yüzyıllarda ilaçla veya herhangi başka bir yolla uykuya duyulan ihtiyacın en düşük seviyelere çekilerek ortalama aktif yaşam süresinin uzatılacağına inanıyorum



yararlanılan kaynak 1
yararlanılan kaynak 2

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...