19 Şubat 2017 Pazar

MÜLKSÜZLER / BULANTI / SEBASTİAN KNİGHT'IN GERÇEK YAŞAMI

Kitaplara blogumda pek fazla yer vermediğimin farkındayım ama bu değil ki okumuyorum okumak benim işim ama malesef buraya yazabilecek vakti pek bulamıyorum bulduğum kadarıyla bir kaç hoş alıntı yapmak istedim , iyi ki böyle yazarlar var :)




MÜLKSÜZLER
URSULA K. LE GUİN
METİS YAYINLARI
ÇEV:LEVENT MOLLAMUSTAFAOĞLU
12.BASIM

**Nerede mülkiyet varsa orada hırsızlık

**Bir hırsız yaratmak için, bir sahip yaratın; suç yaratmak istiyorsanız, yasalar koyun.' Toplumsal Organizma."

** Peki. Kilitli odalarda kâğıtlar varsa, odalara girmek için anahtarları olan insanlar da vardır!

** Ama balığı tanımak için yüzmeye, yıldızı bilmek için parlamaya gerek yok...

**Ama hiç bir şey getirmemişti. Elleri bomboştu, her zaman olduğu gibi.


BULANTI
JEAN PAUL SARTRE 
CAN YAYINLARI
ÇEV: SELAHATTİN HİLAV
3. BASIM



**Zaman denilen de bu işte, çırılçıplak zaman, kişinin varlığına usul usul geliyor, bekletiyor kendini, ama bir kez de gelince midesi bulanıyor insanın, çünkü zamanın çoktan var olduğunu anlıyorsunuz

** Kişi yaşarken hiçbir şey gelmez başına. Çevredeki nesneler, görüntüler değişir, insanlar gelir, insanlar gider, insanlar girer, insanlar çıkar, hepsi bu. Hiçbir zaman başlangıç yoktur. Ezgisiz, nedensiz günler günleri izler, bu bitmek tükenmek bilmeyen, tek düze, yayan bir hesaptır.

**Aslına bakarsanız bir andan başka bir ana geçişimin bilincine varamadım Ne var ki birdenbire kökün varoluşunu düşünemez hale geldim. Silinip gitmişti varoluş. Boşuna tekrarlayıp duruyordum: Kök va-roluşuyor, hâlâ burda, kanepenin altında, sağ ayağımın altında diye, ama ne söylesem boşunaydı. Varoluş kişinin uzaktan uzağa kendisini düşünmesine izin vermez. Sizi anîden kuşatması, üstünüzde durması, kımıltısız kocamanbir hayvan gibi bütün ağırlığıyla yüreğinize çökmesi gerekir, bunu yapmadığı takdirde varoluş diye bir şey kalmamıştır ortada.

**Madem hepsi birbirlerine benziyorlar neden bu kadar varoluş vardı?» Hepsi birbirinin aynı olan bu kadar ağaç neye yarardı? Nice varoluş eksiliyordu, sonra inatla yeniden doğuyor, sonra yeniden eksiliyor... sırtının üstüne düşen bir böceğin dönmek için acemice tükettiği çabalar gibi.

** Zaten bu yüzden kızdığım da yok sana; hiç bir şey açıklayamamıştım ki! Kördüğümidüm, kimseye söz edemiyordum bundan, sana bile, özellikle sana söz edemiyordum
Zavallı. Talihsiz adam. İlk kez iyi oynuyor rolünü, ama tiyatro bomboş. Haydi uğurlar olsun.

**Şu an «ben» derken garip bir boşluk var içimde, nedir «ben?» Kendimi eskisi gibi hissedemiyorum, öylesine-unutulmuşum. Gerçek olandan bende kalan tek şey, var olduğunu duyuran bir varoluş

**Gece çöküyor, Printania otelinin birinci katındaki iki pencerenin ışığı yandı. Yeni Istasyon'un şantiyesi alabildiğine ıslak odun kokuyor: yarın yağmur yağar herhalde Bouville'e.


SEBASTİAN KNİGHT'IN GERÇEK YAŞAMI
VLADAMİR NABOKOV
İLETİŞİM YAYINLARI
ÇEV: FATİH ÖZGÜVEN
4.BASIM


**Ülkedeki her insan eğer zorba değilse tutsaktı .İnsan ruhu ve insan ruhuna ilişkin her türlü hak kişinin elinden alındığından , insanı yönetip yönlendirmekte bedensel acıların çektirilmesi yeterli sayılageldi 
zaman zaman devrim denen bir olat olur tutsaklar zorbaların yerini alırdır sonra yine tersi bu hep böyle   giderdi..
Karanlık bir ülke cehennem gibi bir yer beyler.Kesin olarak bildiğim bir şey varsa da o da yaşamım boyunca sürgünlüğümün özgürlüğünü anavatan denen o berbat soytarılığa değişmeyeceğimdir.

**Birdenbire , orada hiçbir neden yokken Sebastian için öylesine üzüldüm ki ona gerçek bir şeyler ,kanatları yüreği bir şey söylemek istedim ne var ki arayıp da bulamadığım o kuşlar ancak çok sonra tek başıma kalıp da artık sözcüklere gerek duymadığımda geldiler birer birer omuzlarıma başıma kondular.

** Sebastian'ın yaşamının anahtar sözcüğü yalnızlık idi kader istediğini sandığı şeyleri bir yoluna çıkarıp yabancılık çekmemesini sağlamaya çalışıkça bu çerçeveye ya da herahngi bir çerçeveye sığma konusundaki yetersizliğini daha iyi fark ediyordu.
**Aşk'ta temelden yanlış bir şeyler olduğu düşüncesinden bir türlü kurtulamıyorum. Dostlar kavga eder birbirlerinden uzaklaşırlar yakın akrabalar da öyle ama aşk'a yapışıp kalan bu yürek sızısı bu duygu yükü bu ölümcüllük yok mu ... dostluk'ta bu lanetlenmiş surat yoktur hiç neden nedir bu aşktaki  şey ? Seni sevmekten vazgeçmedim ama o hayal meyal sevgili yüzünü öpmek artık elimden gelmediği için ayrılmamız gerek , ayrılmak zorundayız. Niye böyledir bu ?Bu ısrarlı kendine özgüllük nedendir ?Kişinin binlerce dostu olabilir ama aşk yoldaşı sadece bir tanedir. Benim söylemek istediğim haremlerle  filan ilgisi yok , dans etmekten söz ediyorum  ,beden eğiiminden değil . Sanır mısın koca bir Türk dört yüzz karısından her birini benim seni sevdiğim kadar sevsin ? Bilir misin , ağzımdan "iki" sözü çıktı mı sevmeye başlamışımdır artık , ardı kesilmez bunun bir tek geçrek sayı vardır ; bir .Ve galiba bu benzersizliğin en güzel imgesi de aşktır. 

(Woman's Hour - To The End )

18 Şubat 2017 Cumartesi

üçün biri

Masada üç adam biri içiyor diğeri içmiyor öbürü içene bakıyor hani desem ki birine neden diye sorsam diğeri öbürüne sorar aynı soruyu biri cevaplar her zamanki gibi içtiği yetmiyormuş gibi yetmez hiçbir zaman yettiğini sanır insanoğlu her zaman bir fazlasını ister birse iki olmak ister ikiyse üç gözünün önündekini göremez çoğu aman bir dalgadır onu yaşatan hüzün dolu anlamsızlıklar içnde bir ateş topudur masanın başındaki adamların yüreğindeki bir top futbol değil kan topu bir de kan şurubu insanları öldürmek için biliyorsunuz içmedi öbürü diğerine verdi diğeri içmez biri içer ona verdiler o da koydu sıraya içmek için sırası vardı bir piyanonun her bir tuşuna vurulması gibiydi adamlar her birinden farklı sesler  çıkar ama birken bir anlam ifade ederler o masanın etrafında biri  içerken diğeri içmez öbürü onlara bakar  bakar da bir cevap bulamaz çoğu zaman nerde kalmıştır eskiyen yıllar hesap sorulası yıllar biri öbürünün yanına sokulur neden diye sorar  diğeri susar bilse de susar masanaın başnda üç adam yalnızlığına içiyorlar diğeri içmiyor öbürü onlara bakıyor sonra bir rüzgar esiyor masanın örtüsü havada adamlar yerde rüzgar kafa tutuyor yer çekimine adamlar kaderine yalan yanlış melodikadan bir nağme çalıyor çocuk kafalarını kaldırıp bakmıyorlar sadece  öbürü izliyor birini üç adam yalnızlığına içiyor.

üç adam ne olaki bir köşede birleşmiş her şeye derman olan yalnızlıkarlını paylaşıyorlar her biri diğerinni yerini tutmuş ama aslında birlikte olunca tek bir adam yapan insanlar birinin yerini tutmuş tutmuş yerini üç adam vermiş birine yerini  . Yalnızlık kapılarını çalınca önce öbürü açmış kapıyı diğerini çağırmış biri de çıkıp dememiş ki neden geldin buyur etmişler masalarına , içmişler yalnızlık ve biri diğeri içmiyor öbürü içenlere bakıyor.


11 Şubat 2017 Cumartesi

Buğday Tarlasındaki Pirinç

Kendi sessizliğimle yıkıyorum ortalığı
Belki daha az konuşmalı
Olmamalı yakın
Ve hatta
Diktiğim ekinleri  sökmeli
Sleep Dealer - Imminence

8 Şubat 2017 Çarşamba

Kelebek Ton Balığına Karşı

Üç gün önce bir kelebek girdi odaya dünya tatlısı  duvarın bir köşesinde yer buldu kendine , mola verdiğini düşündüm geçerken uğradığını ama üç gün sonra  hala aynı yerindeydi , kelebek güzel kelebek maksimum yaşam ömrü7 gün olan bir kelebek ne diye o azıcık ömrünü boş bir  duvarda geçirmek ister ki dünyada yaşayabileceği onca güzel(?) deneyim varken  ..


    Benden daha güzel bir şey dünyada olamaz dediği için kalkmak istemedi belki  yerinden kendi büyüsünü kendisi bozmak istemedi
     Belki de sadece cesaret edemiyor 7 günlük hayatını  hayatın tehlikeli sularında 3 güne indirmek istemiyordur uzun ve sade bir yaşam korkudan 7 rengin olduğu bir dünyada tek renkle yaşayabilmek . Dünyadaki diğer bütün olup bitenler ilgisini çekmiyorda  olabilir kendini kıyıya vuran balık gibi bir duvar kenarında yok olmayı bekliyordur belki de
Acısı bedenine ağır gelmiş ve ölümü bekliyor da olabilir herkesin kendine göre acısı var bu dünya da kaldırabileceği kadar yük var omuzlarında kimisine bir torba kimisine 30 . 2 tona 30 1 kelebeğe 1toz tanesi bir benek büyüklüğü herkesin kend derdi kendi acısı var bu dünyada

Geçtiğimiz günlerde Norveç kıyılarına bir balina sahile vurmuş sindirim sistemini tıkayan 30 adet naylon ve plastik eşya sonrasında daha fazla acıya katlanamayıp  kıyıya doğru yüzmüş insanlar ne aciz yaratıklarız ölmek bile sorun  bizim için yüzme biliyorsan  kim çıkacak uzaya,bir balık olsan denizin bittiği yer sonun olur bizimse deniz'in başladığı yer yeni yaşamımız.

Her yıl 8 milyon ton plastik denizlere karışıyormuş 8 milyon ton hayalgücüm bunun varlığını zihnimde canlandıramadı deniz canlıların değil canlandırmak yaşıyorlar sayıyorlar mıdır acaba 7 milyon bir, 7 milyon iki ..

Ağladıkları zaman belli olmuyor diye ağlamıyor sanmayın  balıkların onlar da ağlar ama ne kötü ki farkedemez kimse bana sorarsanız onların laneti bu  , belki de ödüldür kim gerçek kim yalan ağlıyor diye sorgulatmaz insana herkes acısını kendi içinde yaşar .

Deniz'lerin sonu yaklaşırken insanoğlu bu ayıp bizim , 

 
  (Balinanın midesinden çıkan plastikler )

Balinayı görmeye hakkımız yok ne kadar büyük ki 2 ton diye düşünmeye de hakkımız yok  utanmak için bunlara ihtiyacımız yok .Bu görsel yeter.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...