25 Nisan 2017 Salı

Korna Çalma TOMA ; anKARA

    Bir gün bu ülkeden gidersem özler miyim acaba diye düşünmeye başladım bu kötü bir  düşünce daha önce olmayan bir düşünce özleyeceğim kesin olan bir düşünce ama asıl soru nasıl bir evrimleşme geçirdim de bu düşünceye saplanıp kaldım bilmiyorum bilmediğim diğer çoğu şey gibi ,Haftasonu Ankaradaydım   bana ciddi anlamda soğuk davrandıAnkara  caaanımm Egem diye koşa koşa geri döndüm ege bir b'aşk'a kim ne derse desin dün bu saattlerde kat kat giyinmiş bir vaziyette  dolaşırken şuan ince bir gömlekle pencerem açık oturuyorum . Tabi sadece havası değil insanları da daha bir soğuk haklılar da tabi ben de şehrimin en işlek meydanında böyle bir TOMA görsem benim de bütün pozitif duygularımın yerini negatiflik alırdı

Ama ben ne yaptım ufo gören köylü gibi hiç takmadan klasik bir Egelinin yapacağı davranışı gösterdim bu şaheseri(!) fotoğrafladım çünkü niye yapmayayım?  
Sıradan basit bir günde sıradan basit bir yolda sıradan insanların içinde o toma 'nın işi neydi ? güvenlik için tabiki neden olmasın ama kimi kimden koruyoruz korumalı mıyız dahası ilerde çocuklarım böylesine korku dolu ve güvenliği olmayan bir ülkede şehir de mi büyümeli ?

            G ibi bir çok düşünce kapladı içimi o ara hala sağdan çekeyim dur soldan çekeyim diyordum kii TOMA 'dan korna sesi geldi , canlı olsa insana alerjisi var diyeceğim resmen insana karşı meydana gelmiş .Ne olmuş iki fotoğrafını çektiysem ? Dedim mariposa yavaştan git yoksa birazdan su da gelir zaten üşüyorsun ıslak ıslak hiç çekilmez bi koşu yönümü değiştirdim.


         Güzel şeyler de olmyor değil , yıllardır kuzenimden vermesini istediğim gitara sonunda kavuştum mesela , insanların bir çoğu bir heves müzik aleti alıyorlar, spor malzeesi ya da hayvan ediniyorlar ama merakları geçince bir kenarda eskimeye bırakıyorlar aynısı bu gitar için de geçerliydi yıllar önce kuzenim alıp bir kenara eskimeye bırakmıştı sonunda taşınırken ikna oldu da bana verdi şimdi aynı şey benim kendi gitarım için de olsun istemyorum bu yüzden birini satmak en mantıklısı hatta birini satıp elektro almak belki en mantıklısı bir şeyleri satıp başka şeyler alıyoruz ya da satmadan alıyoruz üretmeden tüketiyoruz bu pek  kabul ettiğim bir şey değil dönüşüm için karşı durduğum bir şey üretmeden tüketmek satmadan almak, bu düzen böyle işliyor malesef en çok talep edilen  devam ediyor diğerleri yok olmaya mahkum ama direniyorum bu düşünceye .(hih toma ve direnmek kelimesini aynı yazı içerisine kullandım valla kötü bir amacım yok hadi tomaya tomacık, direnmeye de azmetmek diyelim )

        John ile Yoke nun aşkının film olacakmış  Michael De Luca  da filmin yapımcılığını  üstlenecekmiş film sevgi cesaret ve aktivizm üzerineymiş,  konformist çocuklara aktivist film  bence adını bu olsun aynı zamanda filmin kısa özeti niteliği de taşır hem ;).

          Ah! Cosmos ve Away Days diye Türk müzik grupları var Türk bunlar Türk dinleyin ya da durun liste yapayım.Zaten büyük listeler sizi bekliyor çok yakında

         Hurts ün yeni single nı dinlediniz mi bence dinleyin o karamsar melankolik havadan çok haraketli aşk , şehvet ve ihtiras dolu bir şarkı olmuş klibi de öyle
(Hurts - Beautiful ones)







19 Nisan 2017 Çarşamba

🌼Bir İstanbul Seyahati 🌼 Dolapdere Bit Pazarı &İstiklal

 Binler hatta yüzbinlerce insan var toplanmışlar bir ceviz kabuğuna milyonları oluşturuyorlar her çıktığınız tepede yeni bir beliriyor önünüze her sokak başka bir sokağa açılıyor , çıkmaz sokak yasak yasaklar kural tanımıyor biri tanısa diğeri tanımıyor her yer insan her yer çöp her yer acı ve mutluluk birbirinden o kadar farklı ki bir o kadar da benzer milyonlarca insan bir kabuğun içine sığınmış sanki kaostan kaçmak isterken kendi kaoslarını yaratmış gibiler sabah erken kalkanlar akşam geç yatanlar  sevenler sevişenler yalnızlar kahve içenler içmeyenler , kimilerine veda kimlerine yeni başlangıçlar milyonlarca kişiye milyonlarca ayrım hepsinin ortak yanı sığındıkları tek bir yer burası bir kabuk ,İstanbul .

İlk defa çevrem de  gördüklerim göreceklerimin teminatı olsun istemedim bu sefer , güzel şehir istanbul aşk dolu ama belki yağmurundan hüzünlü geldi bu sefer bana , üstelik bir o kadar eğlenceli ve farklı deneyimleri yaşamışken . Çevrede esen kara çarşafın içinde yok oldu düşüncelerim ve insanların suratlarındaki çaresizlik seçim şarkılarına karıştır bu sefer .
Yazın daha bir eğlenceliydi sanki insanlar daha mutluydu belki o insanlar hala mutludur mutsuz insanların oranlarındaki artış  şehrin görüntüsünü değiştirmiştir. ya da kişi kendisi gibi görür insaları yazın daha mutluydum sanki Kimbilebilir , bilen bilir 3 milyonu kapıda. Neyse .

İstanbul iş için gittim iki üç gün kaldım ilk gittiğim gün ben de kalsın ;) ( kıps)
size önce üçüncü günü  anlatacağım ,

Bit pazarlarına merakımı biliyorsunuz daha önce bahsetmiştim  İzmir Bit Pazarı  gittiğim şehirlerde bit pazarları var mı diye özellikle araştırıyorum çoğunlukla bir şey almıyorum aslında ama  bit pazarları alışverişten öte eğlence benim için bir nevi sosyolojik seyre dalıyor gibiyim . Evinize misafir geldiğinde ayrı odanız vardır her şeyin güzeliğini ona göstermek ona vermek istersiniz hatta bu yüzden ayrı misafir odaları bile yapılır misafir baş taçı edilir  aynı şey şehirler için de vardır şehir dışında gelen insanlar için  şehrin güzel yerleri cazibe merkezi haline getirilir en güzel yerler hep turist akınlarına hazır ve nazır bir şekilde açıktır . 
Açıktır açık olmasına Ama ben  gittiğim evin yaşamını merak ediyorsam kendimi misafir değil o aileden biri hissetmek istiyorsam ne olacak ?  Misafir odasından yaşam odasına geçmek kolaydır  maksimum iki kapı bir koridor geçersiniz peki ya şehirlerde nasıldır , mutlak zengin azınlık çoğunluğun  takıldığı sözde gözde mekanlarda takılmamaktır elbette oralara da gidilmeli  ama sadece o yerlere giderek bir şehri özümseyebilmek  kolay değildir her iki yönü de görülmelidir insan gibidir şehirler keşfettikçe heyecanlanır merak edirsin , keşfettikçe seni içine çeker . Keşfetmek için ben İstanbul'un hem misafir odasına hem de yaşam odasına gitmek istedim , yaşam odası sadece bit pazarı değil tabi ki bu benim için sadece bir başlangıç ..

Şu açıklamayı da yapmalıyım yatak odasına girmem İstanbul'un saygılıyım  ( ya da korkağım mı desem ;) )


İstanbul her semtte farklı bit pazarları var , FeriKöy Bit pazarı ,Dolapdere Bit pazarı  , Maltepe Bit pazarı , Kadıköy Bit pazarı , Küçükpazar Bit pazarı  gib gibi bir çok pazar var  . ve bir çoğu bit pazarlarının vazgeçilmez günü olan pazar günü kuruluyor haliyle vakit te sınırlı olunca insan hangisine gideceğini şaşırıyor

 Ben beşiktaşta kaldığım için feriköye gitmek istedim hem bit pazarı hem antika pazarı olduğu için  fakat  yürürken aniden kendimi dolapdere bit pazarında bulduğum için feriköye gitmedim , hayatın böyle oyunlarını seviyorum . Ve her daim böyle açık kapılar bırakıyorum yaşamımda hata payı diyor terziler ben yaşam payı Diyorum.

Gelelim Dolapdere BitPazarına nasıl gidilir ? Sorusuna ilk defa istanbula gelecekler için yapmanız gereken bir alternatif yolu anlatayım öncelikle otobüsten Alibeyköy 'de inip servisleri kullanıp  herhagi bir metro durağında inip Yeni kapı istikametine   giden bir metroya bindiğinizde Osmanbey durağında inip sol taraftan yokuş aşağı sallanmak olacaktır . çok değil 5-10 yürüdüğünüzde sağ tarafta birer ikişer tezgahlar gözükmeye başlayacak başladığı anda sırt çantanızı önünüzde duracak şekilde taktıktan sonra ilk sokaktan sağa dönüp vira yelken dalıyorsunuz pazara . Çanta olayını özellikle söyledim pazarda bir tezgahta bir kadınla sohbet ederken az önce çantamı açtılar diye uyardı daha önce şu çanta açma olayı Paris te başıma gelmişti adam dibine kadar geliyor bir anda farkedince şoka  giriyorsun hoş duygular  değil  o kadınla konuştuktan sonra biz de çantalara sahip çıkmaya çalıştık yanımdaki arkadaşım anlamıyorum diyor zenginler avm de ya da lüks caddelerde takılıyor bit pazarında zaten fakirler var fakir neden fakiri soyuyor, kapitalizm deniliyor buna dedim ve kapitalizmin karşıt bit pazarında yoluma devam ettim .
Daha önce gittiklerimde bu kadar farklı gelmemişti zira bu pazarda sanırım tek türk bendim epey siyahi ve arap vardı ve satılan şeylerin çoğunluğu kitaptan öte yaşamını idame ettirme yönünde şeylerdi , ne gibi derseniz şöyle
sırasıyla neler var diye sayalım ; Bir adet not defteri , kalemler , oyuncaklar oun yanında avize  onun yanında fenet , hoparlör kablolar , kağıt bardak sol taradta pil onun yannda ayakkabı ve ayakkabının yanında hanım ağa çorbası *-* evet çorba, ayakkabıın yanında çorba satılan bir pazar , hayat dolu süprizler önünüze ne çıkaracağını bilemediğiniz bir yer, 50 krş film cdlerin satıldığı bisiklerin , tost makinelerin bolca sizin vintage diye yüzlerce lira bayıldığınız kıyafetlerin  yer aldığı bir yer

Üzülüyorum şu sağdaki  tabloyu almadığıma  her seferinde illaki böylebir pişamanlık duyuyorum soldaki ablalar da  türkiyenin siyahisi gibiydi sanki doğma büyüme buralı gibi her yönüyle türk insanı anlatılmaz yaşanır .:D


Aradaki ikinci günde ise ,yine arkadaşımla taksimdeydik onunla buluşmadan önce Gezi'ye gittim biraz dolaştım oldukça sakindi ;) daha önce gittiğimde görmediğim  belki de yeni yazılan ya da benim yeni hak verdiğim  bir duvar yazısını gördüm, duvar yazılarını  seviyorum .Virginia nın " yaşam bir rüyadır uyanmak öldürür " yazısını hatırlattı bana , aslıdna her ikisi de doğrudur. yaşam ve rüya iç içedir bu dünyada ..


Arkadaşımla buluştuktan sonra  J'adore a gittik , daha önce gitmemiştim ,altı üstü bir çikolata ne kadar iyi olabilir ki diye düşünüyordum ama kesinlikle öyle değil ilk ağza aldığınız andan itibaren bütün hücreleriniz uyarılıyor gerçekten harika bir lezzet , oranın meşhur oh la la beatrice  inden yana tercihimi kullandım meyve ve keklerin üstüne çikolata eritilmiş mükemmel bir lezzetti

Bu da o günün hatırası olsun diye çektim istiklal caddesinde inerken sağa saptığınızda panayia kilisesinin hemen bitişiğinde zaten muhtemelen dışarda sırayı görünce farkedeceksiniz ( evet sıra vardı hep oluyormuş )  içerisi küçük ama şirin fransızca şarkıları da bir o kadar güzel tadlış bir ambiası olan bir yer özellikle  o doğallığı bozmadan bugünlere getirmeleri oldukça hoşuma gitti.

Ve tabiki tüm görkemiyle  Galata Kulesi, değişmem hiçbir yere ..






...
Son olarak; Unutmayın Kaybolmadan Keşfedemezsiniz Bir Şehri

10 Nisan 2017 Pazartesi

Ayrı'k Otu

Kendime şaşırıyorum halen daha delirmemiş olmama şaşırıyorum bu dünya benlik bir yer değil bu konuda eminim ama bu dünya kime göre bilmiyorum . İnsanlar dünyanın düzeni insan davranışları kimlikleri istekleri tavırları düşünceleri her şey anlamlandırmaya çalıştığım o kadar şey var ki birçoğu yaşanılmadan biten bazısı yaşanılığ tüketilen..

Başka bir yaşanılabilir dünya var mı bilmiyorum ama Bu kadar eşitsizliğin olduğu başka bir dünyanın olmadığına eminim . Bu kadar büyük farkların içerisinde delirmeden her gün hayatın rutinleri içerisinde hayata kendini bırakabilmek mükemmel his olmalı. Bilmiyorum ben bırakamıyorum

Bir günde ; 

Etiler-dolapdere- nişantaşı- taksim - tarlabaşı- kadıköy- eminönü - beşiktaş 

Turlamanın bilançosu ağırdı. Diğer iki günü saymıyorum saysam neyse ,

Anlatacağım.

5 Nisan 2017 Çarşamba

İst > Ank

(The Irrepressibles - In This Shirt /Röyksopp Remix/ )

Perdeler açılır kapanır insanlar gelir geçer hayatlarımızdan kimisi nokta kadar yer kaplamazken kimisi bir paragraf oluverir aniden farketmeden kimisi tükenmez kalemle yazılmıştır silinmez kimisi kurşun yıllar geçtikçe ne kadar itina göstersen de silinen

Perde açılır müzik başlar dansçı kızlar  sahnenin bir ucundan bir ucuna arşınlar ortadaki figürü görmez bir çok seyirci gören gözler ise görmemezlikten gelir bir ifade bir tepki bir bakış arar çoğu zaman figüran nokta kadar yer etmez seyircinin hayatında öyledir çünkü figürandır o başroller kapılı,kapalı kapı kapılı

İnsanlığın ortak sorunu bu her şeye çok anlam yükleriz dansa müziğe insanın kendisine kapanınca perde bizim için bitecek olan bir gösteri gibidir halbuki hayatta birinin figüranı bir diğerinin baş rolü olur. Kimisi alır kalemi kendisi yazar paragrafını kimisi bekler durur bir nokta için
İyi ya da kötü perde kapanır mühim olan perde kapanmadan müzik susmadan dansçılar durmadan sahneyi görebilmek sahneyi yaşabilmektir.


Tekrara düşen her şey gibi Ankara'nın da anlatılası yanı yok size İstanbul'u anlatacağım yeniden .



*İstanbulda olan için  ben şöyle bir aktivitelere göz gezdirdim 8 Nisanda  apocalyptica ve mor ve ötesi konseri var gitmek isterseniz,
1 nisanda da the black heart procession konseri vardı gidemedim sonraa  profesyonele bilet yine bulamadım ,başka bahara kaldı

3 Nisan 2017 Pazartesi

sea on the sky

Boş bir kıyıda bekleşip duran gemiler gibi bekleşir durur yüreğimiz üç atış beş atış sonrası güvenli liman bulma umuduyla veya ümidiyle yola çıkar bütün gemiler biraz kendinden emin biraz da mağrur üç beş adım sonra .. kaçıncı kez dinlenir bir şarkı aynı plak kaç kez döner bir gramafonda bir iki üç beş sayısı unutulur gemiler hep gider plak hep çalar insanlar hep büyür bazen ölür  
gelin size bir hikaye anlatayım büyümek istemeyen bir çocuğun hikayesi veya büyüyüp de küçülmeye çalışan birinin bir şeftali bin şeftali misali farkettim ki o kadar zor değilmiş bu oyunda kazanmak biraz mağrur olmak gerekiyormuş zeytin gibi ne tatlı ne acı hafif ekşimsi ve tuzlu ama bir o kadar zevkine dem vurmalıymış 

işte gidiyor bir adam bir elinde dün aldığı plaklar diğer elinde dünden kalma ekmeğiyle sarmaştıracağı bir avuç zeytin çıkını son gemiye binip gitme bütün umudu gittiği yerde büyüme bütün umudu anlatacak yeni hikayeler lazım çünkü ona yaşlandığında söyleyeceği yeni şarkılar öğrenmeli yeni limanlara yelken açmalı açılan yelkenlilere binmeli , sigarayı bırakmalı mesela belki ıslık çalmasını öğrenmeli gittiği yerler orada kalmalı unutursam diye üzülmemeli.

Bir adam bir gemi ve denize düşen zeytin çekirdekleri  balıklara selam veren dalgalar ve geride bırakılıp denize karışan her bir köpük ..




 
(Dirty three - sea above sky below)

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...