19 Nisan 2017 Çarşamba

🌼Bir İstanbul Seyahati 🌼 Dolapdere Bit Pazarı &İstiklal

 Binler hatta yüzbinlerce insan var toplanmışlar bir ceviz kabuğuna milyonları oluşturuyorlar her çıktığınız tepede yeni bir beliriyor önünüze her sokak başka bir sokağa açılıyor , çıkmaz sokak yasak yasaklar kural tanımıyor biri tanısa diğeri tanımıyor her yer insan her yer çöp her yer acı ve mutluluk birbirinden o kadar farklı ki bir o kadar da benzer milyonlarca insan bir kabuğun içine sığınmış sanki kaostan kaçmak isterken kendi kaoslarını yaratmış gibiler sabah erken kalkanlar akşam geç yatanlar  sevenler sevişenler yalnızlar kahve içenler içmeyenler , kimilerine veda kimlerine yeni başlangıçlar milyonlarca kişiye milyonlarca ayrım hepsinin ortak yanı sığındıkları tek bir yer burası bir kabuk ,İstanbul .

İlk defa çevrem de  gördüklerim göreceklerimin teminatı olsun istemedim bu sefer , güzel şehir istanbul aşk dolu ama belki yağmurundan hüzünlü geldi bu sefer bana , üstelik bir o kadar eğlenceli ve farklı deneyimleri yaşamışken . Çevrede esen kara çarşafın içinde yok oldu düşüncelerim ve insanların suratlarındaki çaresizlik seçim şarkılarına karıştır bu sefer .
Yazın daha bir eğlenceliydi sanki insanlar daha mutluydu belki o insanlar hala mutludur mutsuz insanların oranlarındaki artış  şehrin görüntüsünü değiştirmiştir. ya da kişi kendisi gibi görür insaları yazın daha mutluydum sanki Kimbilebilir , bilen bilir 3 milyonu kapıda. Neyse .

İstanbul iş için gittim iki üç gün kaldım ilk gittiğim gün ben de kalsın ;) ( kıps)
size önce üçüncü günü  anlatacağım ,

Bit pazarlarına merakımı biliyorsunuz daha önce bahsetmiştim  İzmir Bit Pazarı  gittiğim şehirlerde bit pazarları var mı diye özellikle araştırıyorum çoğunlukla bir şey almıyorum aslında ama  bit pazarları alışverişten öte eğlence benim için bir nevi sosyolojik seyre dalıyor gibiyim . Evinize misafir geldiğinde ayrı odanız vardır her şeyin güzeliğini ona göstermek ona vermek istersiniz hatta bu yüzden ayrı misafir odaları bile yapılır misafir baş taçı edilir  aynı şey şehirler için de vardır şehir dışında gelen insanlar için  şehrin güzel yerleri cazibe merkezi haline getirilir en güzel yerler hep turist akınlarına hazır ve nazır bir şekilde açıktır . 
Açıktır açık olmasına Ama ben  gittiğim evin yaşamını merak ediyorsam kendimi misafir değil o aileden biri hissetmek istiyorsam ne olacak ?  Misafir odasından yaşam odasına geçmek kolaydır  maksimum iki kapı bir koridor geçersiniz peki ya şehirlerde nasıldır , mutlak zengin azınlık çoğunluğun  takıldığı sözde gözde mekanlarda takılmamaktır elbette oralara da gidilmeli  ama sadece o yerlere giderek bir şehri özümseyebilmek  kolay değildir her iki yönü de görülmelidir insan gibidir şehirler keşfettikçe heyecanlanır merak edirsin , keşfettikçe seni içine çeker . Keşfetmek için ben İstanbul'un hem misafir odasına hem de yaşam odasına gitmek istedim , yaşam odası sadece bit pazarı değil tabi ki bu benim için sadece bir başlangıç ..

Şu açıklamayı da yapmalıyım yatak odasına girmem İstanbul'un saygılıyım  ( ya da korkağım mı desem ;) )


İstanbul her semtte farklı bit pazarları var , FeriKöy Bit pazarı ,Dolapdere Bit pazarı  , Maltepe Bit pazarı , Kadıköy Bit pazarı , Küçükpazar Bit pazarı  gib gibi bir çok pazar var  . ve bir çoğu bit pazarlarının vazgeçilmez günü olan pazar günü kuruluyor haliyle vakit te sınırlı olunca insan hangisine gideceğini şaşırıyor

 Ben beşiktaşta kaldığım için feriköye gitmek istedim hem bit pazarı hem antika pazarı olduğu için  fakat  yürürken aniden kendimi dolapdere bit pazarında bulduğum için feriköye gitmedim , hayatın böyle oyunlarını seviyorum . Ve her daim böyle açık kapılar bırakıyorum yaşamımda hata payı diyor terziler ben yaşam payı Diyorum.

Gelelim Dolapdere BitPazarına nasıl gidilir ? Sorusuna ilk defa istanbula gelecekler için yapmanız gereken bir alternatif yolu anlatayım öncelikle otobüsten Alibeyköy 'de inip servisleri kullanıp  herhagi bir metro durağında inip Yeni kapı istikametine   giden bir metroya bindiğinizde Osmanbey durağında inip sol taraftan yokuş aşağı sallanmak olacaktır . çok değil 5-10 yürüdüğünüzde sağ tarafta birer ikişer tezgahlar gözükmeye başlayacak başladığı anda sırt çantanızı önünüzde duracak şekilde taktıktan sonra ilk sokaktan sağa dönüp vira yelken dalıyorsunuz pazara . Çanta olayını özellikle söyledim pazarda bir tezgahta bir kadınla sohbet ederken az önce çantamı açtılar diye uyardı daha önce şu çanta açma olayı Paris te başıma gelmişti adam dibine kadar geliyor bir anda farkedince şoka  giriyorsun hoş duygular  değil  o kadınla konuştuktan sonra biz de çantalara sahip çıkmaya çalıştık yanımdaki arkadaşım anlamıyorum diyor zenginler avm de ya da lüks caddelerde takılıyor bit pazarında zaten fakirler var fakir neden fakiri soyuyor, kapitalizm deniliyor buna dedim ve kapitalizmin karşıt bit pazarında yoluma devam ettim .
Daha önce gittiklerimde bu kadar farklı gelmemişti zira bu pazarda sanırım tek türk bendim epey siyahi ve arap vardı ve satılan şeylerin çoğunluğu kitaptan öte yaşamını idame ettirme yönünde şeylerdi , ne gibi derseniz şöyle
sırasıyla neler var diye sayalım ; Bir adet not defteri , kalemler , oyuncaklar oun yanında avize  onun yanında fenet , hoparlör kablolar , kağıt bardak sol taradta pil onun yannda ayakkabı ve ayakkabının yanında hanım ağa çorbası *-* evet çorba, ayakkabıın yanında çorba satılan bir pazar , hayat dolu süprizler önünüze ne çıkaracağını bilemediğiniz bir yer, 50 krş film cdlerin satıldığı bisiklerin , tost makinelerin bolca sizin vintage diye yüzlerce lira bayıldığınız kıyafetlerin  yer aldığı bir yer

Üzülüyorum şu sağdaki  tabloyu almadığıma  her seferinde illaki böylebir pişamanlık duyuyorum soldaki ablalar da  türkiyenin siyahisi gibiydi sanki doğma büyüme buralı gibi her yönüyle türk insanı anlatılmaz yaşanır .:D


Aradaki ikinci günde ise ,yine arkadaşımla taksimdeydik onunla buluşmadan önce Gezi'ye gittim biraz dolaştım oldukça sakindi ;) daha önce gittiğimde görmediğim  belki de yeni yazılan ya da benim yeni hak verdiğim  bir duvar yazısını gördüm, duvar yazılarını  seviyorum .Virginia nın " yaşam bir rüyadır uyanmak öldürür " yazısını hatırlattı bana , aslıdna her ikisi de doğrudur. yaşam ve rüya iç içedir bu dünyada ..


Arkadaşımla buluştuktan sonra  J'adore a gittik , daha önce gitmemiştim ,altı üstü bir çikolata ne kadar iyi olabilir ki diye düşünüyordum ama kesinlikle öyle değil ilk ağza aldığınız andan itibaren bütün hücreleriniz uyarılıyor gerçekten harika bir lezzet , oranın meşhur oh la la beatrice  inden yana tercihimi kullandım meyve ve keklerin üstüne çikolata eritilmiş mükemmel bir lezzetti

Bu da o günün hatırası olsun diye çektim istiklal caddesinde inerken sağa saptığınızda panayia kilisesinin hemen bitişiğinde zaten muhtemelen dışarda sırayı görünce farkedeceksiniz ( evet sıra vardı hep oluyormuş )  içerisi küçük ama şirin fransızca şarkıları da bir o kadar güzel tadlış bir ambiası olan bir yer özellikle  o doğallığı bozmadan bugünlere getirmeleri oldukça hoşuma gitti.

Ve tabiki tüm görkemiyle  Galata Kulesi, değişmem hiçbir yere ..






...
Son olarak; Unutmayın Kaybolmadan Keşfedemezsiniz Bir Şehri

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...